Sözler - On Yedinci Söz

Gösterim

küçült - kapat X
On Yedinci Söz


-1-

-2-

Bu Söz, iki âlî makam ve bir parlak Zeylden ibârettir.

Hâlık-ı Rahîm ve Rezzâk-ı Kerîm ve Sâni-i Hakîm şu dünyayı âlem-i ervâh ve ruhâniyât için bir bayram, bir şehrâyin sûretinde yapıp, bütün esmâsının garâib-i nukuşuyla süslendirip, küçük büyük, ulvî süflî herbir ruha ona münâsip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesabsız mehâsin ve in’âmâttan istifade etmeye muvâfık ve havâs ile mücehhez bir cesed giydirir, bir vücud-u cismânî verir, bir defa o temâşâgâha gönderir.

Hem, zaman ve mekân cihetiyle pek geniş olan o bayramı asırlara, senelere, mevsimlere hattâ günlere, kıtalara taksim ederek, herbir asrı, herbir seneyi, herbir mevsimi, hattâ bir cihette herbir günü, herbir kıtayı, birer tâife, ruhlu mahlûkatına ve nebâtî masnuâtına birer resm-i geçit tarzında bir ulvî bayram yapmıştır. Ve bilhassa rûy-i zemin, hususan bahar ve yaz zamanında masnuât-ı sağîrenin tâifelerine öyle şâşaalı ve birbiri arkasında bayramlardır ki, tabakât-ı âliyede olan ruhâniyâtı ve melâikeleri ve sekene-i semâvâtı seyre celb edecek bir câzibedarlık görünüyor; ve ehl-i tefekkür için öyle şirin bir mütâlâagâh oluyor ki, akıl tarifinden âcizdir. Fakat, bu ziyâfet-i İlâhiye ve bayram-ı Rabbâniyedeki ism-i Rahmân ve Muhyî’nin tecellîlerine mukabil ism-i Kahhâr ve Mümît, firâk ve mevt ile karşılarına çıkıyorlar.



1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2- Yeryüzünde ne varsa Biz dünya için bir süs olarak yarattık ki, insanlardan hangisi daha güzel işler yapacak diye onları imtihan edelim. • Onun üzerindeki herşeyi Biz elbette kupkuru bir toprak haline getireceğiz. (Kehf Sûresi: 7-8.)
Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir oyalanmadır. (En’âm Sûresi: 32.)

Lügat Sözlük

ÂKIL - Akıllı.

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

ASRÎ - Asırlık, asra göre, zamane, çağdaş.

CELB - Kendi tarafına çekmek, götürmek, kazanmak ,elde etmek.

CİSMÂNÎ - Bedene ait, vücutla ilgili; mânevî ve ruhanînin zıddı.

ERVAH - Ruhlar.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FİRÂK - Ayrılık, ayrılma, hicran.

HAKÎM - Herşeyi gaye ve faydalarla yaratan Allah.

HÂKİM - Hükmeden, hâkimiyet sahibi.

HAVAS - Mârifet ve yaşayışça üstün olan, üst tabaka.

HAYATÎ - Hayat işareti ve belirtisi olan.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

İSTİFÂDE - Yararlanma, faydalanma.

KAHHÂR - Galip gelen, kahreden; Galib-i Mutlak ve her an kahretmeye gücü yeten mânâsında Allah`ın bir ismi.

KERÎM - İkrâm ve ihsânı bol olan Allah.

MAKAM - Durulacak yer, rütbeli yer.

MEHÂSİN - Güzellikler, iyilikler, iyi ahlâklar, insana verilen hüsün ve cemâl.

MEKÂN - Yer. Mesken.

MEVT - Ölüm; hayatın sona ermesi.

MÜCEHHEZ - Cihazlandırılmış, donatılmış.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MÜMÎT - Her varlığa ölümü tattıran Cenab-ı Hak.

MÜNÂSİP - Uygun, denk.

MÜTALÂAGÂH - Etraflıca düşünme, okuma ve inceleme yeri.

MUVÂFIK - Uygun olan, uyan, kabullenen.

NEBÂTÎ - Bitki cinsinden, bitkiye âit, yerden biten cinsten olan.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

RÛHÂNİYÂT - Ruhânîler, cisim olmayıp gözle görülmeyen cin ve melâike gibi mahlûklar.

ŞÂŞAALI - Parlak. Gösterişli.

ŞEHRÂYİN - Panayır yeri. Şenlik; büyük hâkimiyet ve kuvvete âit sevinç, donanma.

ŞİRİN - Tatlı. Sevimli. Cana yakın.

SÜFLÎ - Aşağıda bulunan, alçak, âdî.

TÂİFE - Kavim, kabîle, takım, hususî bir sınıf meydana getiren insanlar.

TAKSİM - Bölmek, paylaştırmak, kısımlara ayırmak.

TEFEKKÜR - Düşünmek, derinlemesine, inceden inceye düşünme, fikretme.

ULVÎ - Yüce, yüksek.

ZEMİN - Yer; yüzey, satıh.