Sözler - Yirmi Yedinci Söz

Gösterim

küçült - kapat X
Yirmi Yedinci Söz

İçtihad Risâlesi

Beş altı sene mukaddem, Arabî bir risâlede, içtihada dâir yazdığım bir mesele, iki kardeşimin arzularıyla, o meseleye dâir haddinden tecavüz edenin haddini bildirmek için, şu Söz, o mesele-i içtihadiyeye dâir yazıldı.



İçtihad kapısı açıktır. fakat şu zamanda oraya girmeye altı mâni vardır.

BİRİNCİSİ

Nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir; yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem, nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tâmir için duvarlarda delikler açmak gark olmaya vesîledir. Öyle de, şu münkerât zamanında ve âdât-ı ecânibin istilâsı ânında ve bid’aların kesreti vaktinde ve dalâletin tahribâtı hengâmında, içtihad nâmiyle, kasr-ı İslâmiyet’ten yeni kapılar açıp duvarlarından muharriplerin girmesine vesîle olacak delikler açmak, İslâmiyet’e cinâyettir.


İKİNCİSİ

Dinin zarûriyâtı ki, içtihad onlara giremez. Çünkü, katî ve muayyendirler. Hem, o zarûriyât kût ve gıdâ hükmündedirler. Şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler. Ve bütün himmet ve gayreti, onların ikâmesine ve ihyâsına sarf etmek lâzım gelirken, İslâmiyetin nazariyât kısmında ve selefin içtihadât-ı sâfiyâne ve hâlisânesiyle bütün zamanların hâcâtına dar gelmeyen efkârları olduğu halde, onları bırakıp heveskârâne yeni içtihatlar yapmak, bid’akârâne bir hıyânettir.



1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2- Halbuki, bu haberi yayacak yerde Peygambere ve müminlerden ihtisas ve salâhiyet sahibi kimselere mürâcaat etselerdi, elbette o kimselerden hüküm çıkarmaya ehliyetli olanlar işin doğrusunu bilirlerdi. (Nisâ Sûresi: 83.)

Lügat Sözlük

ÂKIL - Akıllı.

ARABÎ - Arapça,arab`a ait arapla ilgili.

BES - Yeter, yeterli.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

DÂİR - Ait, ilgili.

DÂR - Yer, mekân, yurt, konak.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GARK - Batmak, boğulmak.

HEVESKÂRÂNE - Günahlı işlere hevesli olarak, istekli bir şekilde.

HİMMET - Ciddî gayret, kalb ile gösterilen samîmi gayret.

HÜKÜM - Karar, emir, kuvvet, hâkimlik, âmirlik; irâde, kumanda, nüfuz.

İÇTİHÂD - Anlayış, kanaat; dinî bir meseleyi kitap ve sünnet gibi kaynaklardan çıkarmak için gayret gösterme.

İHTİSAS - Belli bir sahada derinleşme, geniş bilgi sahibi olma; branşlaşma.

KATÎ - Kesin.

KÛT - Azık. Gıda. Rızık.

MÂNİ - Engel.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MUKADDEM - Zaman ve mekân cihetiyle daha evvel olan.

MÜNKERÂT - Haramlar. Allah`ın yasak kıldığı şeyler.

MÜRÂCAAT - Başvurma.

NÂMİYLE - Adıyla, ismiyle, ünvânıyla.

NAZARİYÂT - Görüşler, düşünceler. Doğruluğu isbat edilmemiş, kesinleşmemiş ilmi görüşler.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

SÂFİYÂNE - Gayet saf, tertemiz şekilde.

SALÂHİYET - Yetki.

SARF - Harcama, masraf, gider; Gramer, dilbilgisi.

TECÂVÜZ - Haddini aşma; söz veya hareketle ileri gitme, saldırma.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.

ZARÛRİYÂT - Mecbûri, zarurî olanlar.