Sözler - Otuz Üçüncü Söz

Gösterim

küçült - kapat X
Otuz Üçüncü Söz

Pencereler Risalesi


Otuz Üç Penceredir

Bir cihette Otuz Üçüncü Mektub ve bir cihette Otuz Üçüncü Söz

-1-

-2-

Suâl: Şu iki âyet-i câmianın ifade ettiği vücûb ve vahdâniyet-i İlâhiye ve evsaf ve şuûnât-ı Rabbâniyeye âlem-i asgar ve ekber olan insan ve kâinatın vech-i delâletlerini mücmel ve kısa bir sûrette beyânlarını isteriz. Çünkü, münkirler pek ileri gittiler. "Ne vakte kadar [O [Allah] her şeye kâdirdir. (Mülk Sûresi: 1; v.d.)] deyip, elimizi kaldıracağız" diyorlar.

Elcevap: Yazılan bütün otuz üç adet Sözler o âyetin denizinden ve ifâza ettiği hakikat bahrinden otuz üç katredir; onlara baksanız, cevabınızı alabilirsiniz. Şimdilik, yalnız o denizden bir katrenin reşehâtına işaret nevinden, şöyle deriz ki:

Meselâ, nasıl ki bir zât-ı mu’ciznümâ büyük bir saray yapmak istese, evvelâ temellerini, esaslarını muntazaman, hikmetle vaz’ eder ve ilerideki neticelerine ve gâyelerine muvâfık bir tarzda tertib eder. Sonra menzillere, kısımlara maharetle tefrik ve tafsil ediyor; sonra, o menzilleri tanzim ve tertib ediyor; sonra, nukuşlarla tezyin ediyor; sonra, elektrik lâmbalarıyla tenvir ediyor; sonra, o muhteşem ve müzeyyen sarayda maharetini, ihsanâtını tecdid etmek için herbir tabakada yeni yeni icâdlar, tebdiller, tahviller yapıyor. Sonra, herbir menzilde kendi makamına merbut bir telefon rabt edip, birer pencere açarak, herbirinden onun makamı görünür.



1- rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla.
2- Onlara gerek içinde yaşadıkları âlemin her tarafînda, gerekse kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz-tâ ki Kur’ân’ın hak olduğu onlara iyice açıklanmış olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi? (Fussilet Sûresi: 53.)
3- O [ALLAH] her şeye kadirdir. (Mülk Suresi 1)

Lügat Sözlük

ÂDET - Gelenek, alışkanlık, sıradan davranış.

ASGAR - En küçük.

EKBER - En büyük.

EVSÂF - Vasıflar, sıfatlar.

EVVELÂ - İlk önce.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKİKAT - Gerçek.

İFÂDE - Söz, anlatım.

İFÂZA - Bereketlendirmek, feyz vermek, bol bol dağıtmak ve akıtmak, taşıp yayılmak.

MERBÛT - Bağlı. Rabtedilmiş.

MÜCMEL - Kısa, öz, muhtasar, sözü az mânâsı çok.

MUHTEŞEM - İhtişamlı, göz alıcı.

MUNTAZAMAN - Düzenli olarak.

MUVÂFIK - Uygun olan, uyan, kabullenen.

MÜZEYYEN - Süslü.

RABT - Bağlama. Bitiştirme.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

TAFSİL - Ayrıntılarıyla anlatmak, bildirmek, açıklamak.

TANZİM - Düzene koyma, sıralama, düzenleme.

TECDİD - Yenileme, tazeleme.

TEFRİK - Ayırt etme, ayırma.

TENVİR - Nurlandırma, aydınlatma.

TEZYİN - Süslemek, donatmak, bezemek.

VÜCÛB - Zarûri olma, olmaması imkânsız olma, vâcip ve lâzım olmak; sabit olmak, vazgeçilmesi mümkün olmamak.