Sözler - Dördüncü Söz

Gösterim

küçült - kapat X
DÖRDÜNCÜ SÖZ

-1,2- بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ اَلصَّلاَةُ عِمَادُ الدِّينِ

Namaz ne kadar kıymettar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar divâne ve zararlı olduğunu iki kere iki dört eder derecesinde kat’î anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:

Bir zaman, bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, herbirisine yirmi dört altın verip, iki ay uzaklıkta, has ve güzel bir çiftliğine ikâmet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki:

"Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bâzı şeyleri mübâyaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır; hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyâre bulunur. Sermâyeye göre binilir."

İki hizmetkâr ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf içinde, efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki, sermâyesi birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan, istasyona kadar yirmi üç altınını sarf eder. Kumara mumara verip zâyi eder. Birtek altını kalır. Arkadaşı ona der:

"Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerîmdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru affeder. seni de tayyâreye bindirirler. Bir günde mahall-i ikâmetimize gideriz. Yoksa, iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun."

Acaba, şu adam inad edip, o tek lirasını bir defîne anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefâhete sarf etse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu en akılsız adam dahi anlamaz mı?

İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!

O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır.


1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
2- Namaz dinin direğidir. (Hadîs-i şerif: Keşfü’l-Hafâ, 2:3; Hadîs no: 1621; Tirmizî, İmân: 8; İbn-i Mâce, Fiten: 12; Müsned, 5:231, 237.)

Lügat Sözlük

BAHTİYAR - Bahtlı, iyi tâlihli; mesut, mübârek, kutlu.

BEDBAHT - Bahtsız, mutsuz, kötü, fenâ.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

DEFİNE - Kıymet ve değeri yüksek olan şey veya kimse; hazîne.

DÎVÂNE - Aklı başında olmayan, deli.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAYET - Çok, pek çok.

HADÎS - Peygamberimizin (a.s.m) sözü, emri, hâl ve hareketini anlatan söz veya yazı.

HAKÎM - Herşeyi gaye ve faydalarla yaratan Allah.

HÂKİM - Hükmeden, hâkimiyet sahibi.

HAS - Özel, husûsi, mahsus.

HİZMETKÂR - Hizmetçi.

İKAMET - Bir yerde oturma; kalma.

KIYMETTAR - Değerli, pahalı, kıymetli.

MASRAF - Harcama.

MERHAMET - Acımak, şefkat göstermek; korumak, iyilik etmek; esirgemek.

MÜBÂYAA - Satın alma.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUVAKKAT - Geçici; kısa bir zaman, vakitli, fâni.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

SARF - Harcama, masraf, gider; Gramer, dilbilgisi.

ŞENÎ - Kötü, çok fenâ, çirkin, günahlı iş.

SERSERİ - Başıboş, işi gücü olmayıp boşta dolaşan, haylaz, derbeder, âvâre.

ŞİMENDİFER - Demiryolu katarı, tren.

TAYYÂRE - Uçak.

TEMSİLÎ - Hakîkati gösteren örnek, akla yaklaştıran örnek, sembolik.

ZÂYİ - Elden çıkan, kaybolan, zarar, ziyan, kayıp.