Sözler - Altıncı Söz

Gösterim

küçült - kapat X
ALTINCI SÖZ

-1,2- بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ اِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ اْلمُؤْمِنِينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ

Nefis ve malını Cenâb-ı Hakka satmak ve Ona abd olmak ve asker olmak ne kadar kârlı bir ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciği dinle:

Bir zaman, bir padişah, raiyyetinden iki adama, herbirisine emâneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi herşey var. fakat fırtınalı bir muharebe zamanı olduğundan, hiçbir şey kararında kalmaz. Ya mahvolur veya tebeddül eder, gider.

Padişah, o iki nefere, kemâl-i merhametinden bir yâver-i ekremini gönderdi. gayet merhametkâr bir ferman ile onlara diyordu:

"Elinizde olan emânetimi bana satınız. Tâ sizin için muhâfaza edeyim. Beyhûde zâyi olmasın. Hem, muharebe bittikten sonra size daha güzel bir sûrette iâde edeceğim. Hem, güyâ o emânet, malınızdır; pek büyük bir fiat size vereceğim. Hem, o makine ve fabrikadaki âletler, benim nâmımla ve benim tezgâhımda işlettirilecek; hem fiatı, hem ücretleri birden bine yükselecek. Bütün o kârı size vereceğim. Hem de, siz âciz ve fakirsiniz. O koca işlerin masârifâtını tedârik edemezsiniz. Bütün masârifâtı ve levâzımâtı ben deruhte ederim. Bütün vâridâtı ve menfaati size vereceğim. Hem de terhisât zamanına kadar elinizde bırakacağım. İşte, beş mertebe, kâr içinde kâr. Eğer bana satmazsanız; zâten görüyorsunuz ki, hiç kimse elindekini muhâfaza edemiyor; herkes gibi elinizden çıkacaktır. Hem beyhûde gidecek, hem o yüksek fiyattan mahrum kalacaksınız. Hem o nâzik kıymettar âletler, mîzanlar, istimâl edilecek şâhâne mâdenler ve işler bulmadığından, bütün bütün kıymetten düşecekler. Hem idare ve muhâfaza zahmeti ve külfeti başınıza kalacak. Hem, emânette hıyânet cezasını göreceksiniz. İşte beş derece hasâret içinde hasâret. Hem de bana satmak ise, bana asker olup, benim nâmımla tasarruf etmek demektir. adi bir esir ve başıbozuğa bedel, âlî bir padişahın has, serbest bir yâver-i askeri olursunuz."


1- rahman ve rahim olan Allahın Adıyla
2- Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında onlara Cennet vermek sûretiyle satın almıştır. (Tevbe Sûresi: 111.)



Lügat Sözlük

ABD - Kul,köle.

ÂCİZ - Güçsüz, kuvvetsiz.

ÂDİ - Basit,sıradan.

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

BEDEL - Karşılık, yerine.

BES - Yeter, yeterli.

BEYHÛDE - Boşuna, boş yere, faydasız.

DERUHTE - Yapma, yerine getirme, üzerine alma.

EMÂNET - Eminlik, istikamet üzere bulunmak; birisine koruması için verilen şey, birisine koruması için birşey vermek.

EMÂNETEN - Emanet olarak. Birisine koruması için birşey vermek.

ESÎR - Bütün kâinatta bulunan ve her tarafı kaplamış olan lâtif madde; uzayda elektrik, ışık ve sıcaklığın yayılmasına vasıtalık eden madde.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FERMÂN - Emir, buyruk, tebliğ.

GAYET - Çok, pek çok.

GÜYÂ - Sanki.

HAS - Özel, husûsi, mahsus.

HASÂRET - Zarar etme, ziyan, kayıp.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

HIYÂNET - Hâinlik. Emâneti yanlış ve kötü olarak kullanmak.

İSTİMÂL - Kullanma.

KÂR - Kazanç.

KÁRİ - Okuyucu, okuyan.

KIYMETTAR - Değerli, pahalı, kıymetli.

MAHRUM - Maddî ve mânevî nîmetlerden uzak kalma.

MERHAMETKÂR - Merhamet eden, acıyan.

MERTEBE - Derece, mevki, makam.

MUHÂFAZA - Korumak.

MUHAREBE - Savaşma, harb etme.

NÂZİK - Nezâketli, terbiyeli, zarif, ince, dayanıksız; ehemmiyet verilmesi gereken; tehlikeli özellik.

NEFİS - İnsanın içinde bulunan ve kötülüğü isteyen hayvânî bir duygu.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

RÜTBE - Basamak, derece, makam mertebesi.

ŞÂHÂNE - Şah gibi, şaha yakışır surette; pek güzel, mükemmel, çok iyi.

TASARRUF - Birşeyin sahibi olup, idâre etme, mülkünü istediği gibi kullanma.

TEBEDDÜL - Yenilenme, değişme.

TEDÂRİK - Ele geçirme, hazırlama, sağlama, temin etme, karşılama.

TEMSİLÎ - Hakîkati gösteren örnek, akla yaklaştıran örnek, sembolik.

TERHİSÂT - Terhisler, izin vermeler, serbest bırakmalar.

ZÂYİ - Elden çıkan, kaybolan, zarar, ziyan, kayıp.