Sözler - Sekizinci Söz

Gösterim

küçült - kapat X
Sekizinci Söz

-1- بِسْمِ الَلّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ اَلَلّهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ اْلحَىُّ الْقَيُّومُ اِنَّ الدِينَ عِنْدَ اللّهِ اْلاِسْلاَمُ

Şu dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini; ve eğer Din-i hak olmazsa, dünya bir zindan olması ve dinsiz insan, en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran -2- يَآ اَللّه ve -3- لآَاِلهَ اِلاَّ اللّهُ olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:

Eski zamanda, iki kardeş, uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide, tâ yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ondan sordular:

"Hangi yol iyidir?"

O dahi onlara dedi ki:

"Sağ yolda, kanun ve nizâma tebâiyet mecburiyeti vardır. fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise, serbestiyet ve hürriyet vardır. fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekâvet vardır. Şimdi intihabdaki ihtiyar sizdedir."

Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş sağ yola -4- تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّهِ deyip gitti. Ve nizam ve intizama tebâiyeti kabul etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zâhiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayalen takip ediyoruz:



1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayy’dır; ezelî ve ebedî hayat sahibidir. O Kayyûm’dur; varlığı için hiçbir sebebe ihtiyacı olmadığı gibi, herşey Onun yaratmasıyla ve tedbîriyle vücud bulur, devam eder ve vücudda kalır, bekâ bulur. (Bakara Sûresi: 255.) Şüphesiz ki Allah katında makbul olan din İslâm dinidir. (Al-i İmrân Sûresi: 19.)
2- Ey her şeyin sahibi, mâliki ve idarecisi olan Allah!
3- Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. (Saffât Sûresi: 35; Muhammed Sûresi: 19.)
4- Allah’a tevekkül ettim (Hûd Sûresi: 56.)

Lügat Sözlük

BEDBAHT - Bahtsız, mutsuz, kötü, fenâ.

BEKA - Varlığı devam ettirme; devamlılık, sonsuzluk.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

EBEDÎ - Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen.

EMNİYET - Güvenlik, asayiş.

EZELÎ - Geçmiş ve gelecek zamanı birden içine alıp, zamanla sınırlı olmamak.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAYALEN - Hayal olarak, hayâl ederek.

İHTİYÂR - İrâde, kendi isteğiyle seçme ve hareket etme, isteme; arzu etme.

İLÂH - Herşeyin mâbudu olan Allah.

İNSÂNÎ - İnsana yakışır şekilde, insanca; insana âit.

KÁNUN - Yasa. Emir ve yasaklar.

KÜLFET - Yük, zahmet, sıkıntı, zorluk.

MÂHİYET - Birşeyin aslı, içyüzü, esâsı.

MAHLÛK - Yaratılmış, yoktan var edilmiş olan.

MAKBUL - Kabul edilmiş olan, geçerli.

MÂNEN - Mânâ îtibâriyle ve mânevî olarak.

NİZÂM - Düzen, ölçü, kaide; usûl ve esasdaki uyumluluk.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

SAADET - Mutluluk.

ŞEKAVET - Sıkıntıda kalmak, mutsuzluk, bir kimsenin iç dünyasının kötü ve çirkin hâle gelmesi.

SERBESTİYET - Rahat ve serbest olma hâli.

SERSERİ - Başıboş, işi gücü olmayıp boşta dolaşan, haylaz, derbeder, âvâre.

TEBÂİYET - Uyma, tâbî olma, bağlanma.

TEMSİLÎ - Hakîkati gösteren örnek, akla yaklaştıran örnek, sembolik.

TERCİH - Birşeyi üstün tutma; seçme.

TEVEKKÜL - Sebeplere sarıldıktan sonra neticesini Allah`a bırakma, neticeye rıza gösterme.

VÜCUD - Mevcut olma. Var olmak.

ZÂHİREN - Görünüşte.

ZİNDAN - Karanlık, yeraltı hapishânesi, sıkıntılı ve karanlık yer.