Emirdağ Lâhikası - Denizli Tüccarı Aslı Burdur´lu Hafız Mustafa´ya Hitaptır

Gösterim

küçült - kapat X

merakla takip ediyoruz?
Bu ayet -1- ve usul-ü İslamiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan yani, "Başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmayasınız"; düsturun manası: "Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz. Ona şefkat edip acınmaz."
Madem bu ayet ve bu düstur, bizi, zarara bilerek razı olanlara acımaktan men ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsi vazifeye hasretmeliyiz. Onun haricindekileri malayani bilip, vaktimizi zayi etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var, topuz yoktur. Biz tecavüz edemeyiz. Bize tecavüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevi nurani müdafaadır.
Bu tetimmenin yazılmasının sebeplerinden birisi:
Risale-i Nur’un bir talebesini tecrübe ettim. Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir diye, Boğazlar hakkında bir boşboğazlığı münasebetiyle bir iki şey sordum. Baktım, alakadarane ve bilerek cevap verdi. Kalben, "Yazık!" dedim. "Bu vazife-i nuriyede zararı olacak." Sonra şiddetle ikaz ettim.
-2- bir düsturumuz vardır. Eğer insanlara acıyorsan, geçmiş düstur onlara merhamete liyakatini selb ediyor. Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister.
Beşinci Şuanın yine kısmen verdiği haberler tezahür ediyor.
Said Nursi
• • •
Denizli tüccarı aslı Burdur lu hafız Mustafa ya hitaptır
-3-
-4-
Aziz, sıddık kardeşim ve hizmet-i Kur’âniyede muvaffakıyetli arkadaşım,
Sen binler safalarla geldin, beni ebedi minnettar ettin. Ve sadık arkadaşlarınla Risale-i Nur’un serbestiyetine hizmetiniz o derece büyük ve kıymetlidir, değil

1 Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez. (Maide Sûresi: 105.)

2 Şeytandan ve siyasetten Allah a sığınırım.

3 Allah ın adıyla. Onu her türlü kusur ve noksandan tenzih ediriz. Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin. (İsra Sûresi: 44.)

4 Allah ın selamı, rahmeti ve bereketi Risale-i Nurun harfleri sayısınca üzerinize olsun.

Lügat Sözlük

ALÂKADÂRÂNE - İlgilenerek, alâka göstererek.

ASLÎ - Asıl olan.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

DÜSTUR - Kaide, prensip, ölçü, ayar.

EBEDÎ - Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen.

HÂFIZ - Kur`ân`ı ezberleyen.

HAFÎZ - Cenab-ı Hakk`ın, bütün tohum ve çekirdeklerde olduğu gibi, her mahlukun başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza etme sıfatı.

İKAZ - Gafletten kurtarma, uyandırma.

KALBEN - Kalb ile, kalp olarak, kalb bakımından.

KISMEN - Bir bölüm olarak.

KUDSÎ - Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.

KUSUR - Hatâ. Noksanlık, eksiklik.

MÂLÂYÂNÎ - Mânâsız, faydasız, boş şey.

MEN - Yasaklama, engelleme, mâni olma.

MİNNETTAR - İyilik yapan birisine karşı teşekkür duygusu içinde olan.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NÛRÂNÎ - Nûrlu, ışıklı, aydınlık.

SÂDIK - Doğru, bağlı.

SAÎD - Memnun, mutlu.

ŞEFKAT - Karşılıksız, samimi sevgi besleme; başkasının kederiyle alâkalı olma, acıyarak merhamet etme.

SELB - Zorla alma, kapma, ortadan kaldırma, giderme, izâle.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

TECÂVÜZ - Haddini aşma; söz veya hareketle ileri gitme, saldırma.

TECRÜBE - Deneme, imtihan.

TENZİH - Allah`ı her çeşit kusur, noksan ve ortaktan uzak bilip söylemek.

TESBİH - Allah`ın zâtında, sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.

TEŞBİH - Benzetmek, benzetilmek; benzetiş.

TEZÂHÜR - Görünme, belirme, ortaya çıkma.

ZÂYİ - Elden çıkan, kaybolan, zarar, ziyan, kayıp.