Emirdağ Lâhikası - Hiss-i Kablelvukuun Tetimmesi

Gösterim

küçült - kapat X

diye, o istikbaldeki nimet-i İlahiyeye gayet ağır ve acip şerait içinde ve hadsiz muarızların karşısında ve bin seneden beri kuvvet bulan dalaletin mukabilinde ve gayet vehham ve garazkar düşmanlarımızın desiselerinin ihatasında ve iki dehşetli mahkemenin uzun tetkikatında Risale-i Nur’un bu fevkalade galebesi ve harikulade perde altında tenviratı ve düşmanlarını mecbur edip serbestiyetini kazanması gösteriyor ki, o mevkiine layıktır ki, kablelvuku İmam-ı ali Radıyallahu Anh ve Gavs-ı azam (kuddise sırruhu) ondan haber verdikleri gibi, bunlar, köy ve nahiye ve vilayetim, benimle beraber şuursuz olarak geleceğini hissedip mesrur olmuşlar. Haşiye
Sizi eski talebelerim ve eski arkadaşlarım ve kardeşim ve biraderzadem Abdülmecid ve Abdurrahman lar bildiğimden, bu mahrem sırrı size açtım.
Evet, ben, yirmi dört saat evvel hassasiyetimle ve asabımın rutubetten tesiriyle rahmet ve yağmurun gelmesini hissettiğim gibi, aynen öyle de, ben ve köyüm ve nahiyem, kırk dört sene evvel Risale-i Nur daki rahmet yağmurunu bir hiss-i kablelvuku ile hissetmişiz demektir.
Umum kardeşlerimize ve hemşirelerimize selam ve dua ederiz ve dualarını rica ederiz.
• • •

HİSS-İ KABLELVUKUUN TETİMMESİ
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Risale-i Nur’un zuhuru hiss-i kablelvuku ile külli bir surette hissedilmesi gibi, Risale-i Nur’un has talebelerinin bir kısmının itirafıyla ve bir kısmının tarz-ı hayatı Risale-i Nur gibi bir hizmete namzetliğini gösterdiği cihetle bu tetimmeyi yazıyorum:
Evet, hiss-i kablelvuku, herkeste cüz i-külli vardır; hatta hayvanatta dahi vardır; hatta rüya-yı sadıkanın ehemmiyetli bir kısmı, bu hiss-i kablelvukuun nev indendir; hatta bazılarda hassasiyet cihetiyle keramet derecesine çıkar. Benim asabımdaki hassasiyetle yağmurdan yirmi dört saat evvelki rutubet-i havaiye ile yağmurun gelmesini hissetmem, bir cihette hiss-i kablelvuku sayılabilir ve bir cihette sayılmaz.
Ben, Risale-i Nur a ehemmiyetli hizmet eden kardeşlerimin tarz-ı hayatlarına dikkat ettim, gördüm ki, aynı benim güzeran-ı hayatım gibi, Risale-i Nur gibi bir neticeye göre techiz edilip sevk edilmiş.

Haşiye
Evet, Risale-i Nur un tercümanı hem fakir, hem adi iken, şansız ve ami bir haneden olduğu halde, tarihçe-i hayatında yazıldığı gibi fevkalade istiğna ve hediye ve sadakaları kabul etmemek ve emsalsiz bir izzet-i ilmiye namıyla kimseye baş eğmemek ve tenezzül etmemek ve haddinden bin derece ziyade işlere girişmek gibi haller, bu mezkur sırdan ileri gelmiştir.

Lügat Sözlük

ÂDİ - Basit,sıradan.

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

ÂMÎ - Bilgisiz, câhil.

ÂZAM - En büyük.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

CÜZ - Kısım, parça, kitabın forması; küllün karşılığı, Kur`ân`ın otuzda bir parçası.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

GARAZKÂR - Kin güden, kötü niyetli kimse.

GAYET - Çok, pek çok.

HADSİZ - Sınırsız, sonsuz.

HÂRİKULÂDE - Muhteşem, şaşırtıcı derecede.

HAS - Özel, husûsi, mahsus.

HÂŞİYE - Dipnot.

HASSÂSİYET - Duyarlılık, hassaslık.

HAYATÎ - Hayat işareti ve belirtisi olan.

İLMİYE - Fıkıh ve şeriat ilimleri, îmân ve Kur`ân hakîkatları ve tahkikî îmân dersleriyle meşgul olan zatların mensup oldukları yol, âlimlerin mesleği.

İSTİĞNÂ - Allah`tan başka kimsenin minneti altına girmemek, gönül tokluğu.

KERÂMET - Allah`ın ihsanıyla velîlerin gösterdikleri adet dışı, olağanüstü haller.

KÜLLÎ - Bütüne mensup parçalardan ve fertlerden meydana gelen, umumî, bütün.

MAHREM - Gizli. Nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akrabâ.

MESRUR - Sevinçli, sürurlu.

MEZKÛR - Sözü edilen, zikredilen, bahsedilen.

NÂHİYE - Köyden büyük, kazadan küçük yerleşim merkezi.

NEV - Çeşit, sınıf, cins, tür.

RAHMET - Şefkat etmek, merhamet etmek, esirgemek.

RİCÂ - İstek, ümit.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

ŞERÂİT - Şartlar.

SEVK - Önüne katıp sürme.

ŞEVK - Çok şiddetli arzu, neş`e. Moral.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

TEÇHİZ - Donatma. Cihazlandırma.

TENEZZÜL - İnme, düşme.

UMUM - Hep, bütün, cümle, herkes.

VEHHAM - Çok şüphe ve vesvese eden, korkak ve şüpheci.

ZİYÂDE - Fazla, çok.