Emirdağ Lâhikası - İkramı İzhar Mektubunun Tetimmesi

Gösterim

küçült - kapat X

mukaddemesinde denildiği gibi küre-i arzın külli dili benim hayalen lisanım olup der; ve denizler ve dağlar, o unsurların ve insan tabakatlarının lisan-ı halleri benim dillerim olup der diye, ben de herbir dedikçe, ya bilisan-ı arz, ya bilisan-ı semavat, ya bilisan-ı cev, ya bilisan-ı anasır derim; gibi. İnşaallah, sonra size gönderilecek.

Kardeşiniz
Said Nursi
• • •

İKRAMI İZHAR MEKTUBUNUN TETİMMESİ
(İşarat-ı Kur’âniyenin başında yazdık.)

Risale-i Nur’un makbuliyetine imza basan ve gaybi işaretlerle ondan haber veren sekiz parçadan birinci parçadır.
Aynı meseleye bu risalede yirmi dokuz işaret var. sair parçalarla beraber bine yakın işaretler, rumuzlar, imalar, emareler aynı meseleye, aynı davaya bakmaları sarahat derecesindedir. Vahdet-i mesele cihetiyle, o emareler birbirine kuvvet verir, teyid eder. O sekizden üç tanesi, İmam-ı ali Radiyallahu Anh, üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur dan haber vermiş.
Bu sekiz parçayı Ankara ehl-i vukufu tetkik etmiş, itiraz etmemişler. Yalnız demişler: "Keramet sahibi, kerametini yazmaz."
Ben de onlara cevap verdim ki: Bu benim değil, Risale-i Nur’un kerametidir. Risale-i Nur ise, Kur’ân ın malıdır ve tefsiridir dedim, onlar sustular; demek kabul ettiler. Gerçi bu çeşit ikramlar yazılmasaydı daha münasip olurdu; fakat bu hadsiz ve kuvvetli ve kesretli düşmanlar karşısında az ve zayıf ve fakir olan bizlere kuvve-i maneviye ve gaybi imdat ve teşci ve sebat ve metanet vermek için mecburiyet-i kat iye oldu, ben de yazdım. Benim benliğime bir hodfuruşluk verip sukutuma sebep olsa da, ehemmiyeti yok. Bu hizmete, yani ehl-i imanı dalalet-i mutlakadan kurtarmaya, lüzum olsa dünyevi hayat gibi, uhrevi hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim. Binler dostlarım ve kardeşlerim Cennete girmeleri için, Cehennemi kabul ederim.
• • •

Baki olan ancak Allahtr.

Lügat Sözlük

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

ANÂSIR - Unsurlar, elemanlar, öğeler.

ARZ - Yer, dünya; sunma, takdim etme.

BÂKÎ - Ebedî, dâimî, sonu gelmez, ölmez, sonsuz.

DÜNYEVÎ - Dünyaya âit, dünya ile ilgili.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEDÂ - Gözden çıkarma, uğruna verme.

GAYBÎ - Gaybe âit ve onunla ilgili; hazırda olmayan, görünmeyenlere âit; âhirete âit.

HADSİZ - Sınırsız, sonsuz.

HAYALEN - Hayal olarak, hayâl ederek.

ÎMÂNÎ - Îmânla ilgili, îmâna dâir.

İMDAT - Yardım, yardıma yetişmek.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İTİRAZ - Kabul etmediğini belirtme, karşı çıkma.

İZHÂR - Ortaya koymak, açığa çıkarmak, göstermek.

KÜLLÎ - Bütüne mensup parçalardan ve fertlerden meydana gelen, umumî, bütün.

MÂNEVİYE - Mânâya ait olanlar.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

METÂNET - Kararlılık, dayanıklılık, sağlamlık.

MÜNÂSİP - Uygun, denk.

SAADET - Mutluluk.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SÂİR - Başkası, diğeri, birşeyden geri kalan, maadâ.

SARÂHAT - Açıklık.

SEBAT - Dayanmak, kararlı olmak.

SEMÂVÂT - Gökler.

TEŞCÎ - Cesâret verme, şecaatlandırma.

TETKİK - İnceleme, araştırma.

TEYİD - Kuvvetlendirmek, desteklemek, sağlamlaştırmak, pekiştirme.

UHREVÎ - Ahirete dâir, öteki dünyaya âit.

YAKÎN - Hiç bir şekilde şüphe edilmeyecek derecede kesin olan ilim, bilgi.