Emirdağ Lâhikası - Ankara´da Bulunan Emniyet-i Umumiye Müdürü Beye

Gösterim

küçült - kapat X

ahaliye bir umumi tokada vesile olur. Ya zelzele, ya yağmursuzluk, ya hastalık, ya fırtına gibi umumi belalara bir vesile olur. Kendisi, zahiren hususi tokat yememiş gibi görünüyor.
Hem eğer dinsizlik hesabına, imani hizmetimize ilişenler olsa -1- kaidesince, küfür derecesine giren öylelerin zulümleri-büyük olduğu için-ahirete tehir edilir, ekseriyetçe küçük zulümler gibi cezaları dünyaca tacil edilmez.
-2-
Said Nursi
• • •

ANKARA’DA BULUNAN EMNİYET-İ UMUMİYE MÜDÜRÜ BEYE,

Yirmi senedir gayr-ı resmi, hem haps-i münferit, hem tecrid-i mutlak içinde bulunduğu ve sebepsiz evham yüzünden emsalsiz tazyik gördüğü halde sükut eden bir biçare ile resmi değil, hakiki ve ciddi görüşmek istersen, az sizinle konuşacağım.
Evvela : İki sene, iki mahkeme, yirmi sene hayatımın eserlerini, mektuplarını tetkikten sonra, idare ve asayiş aleyhinde hiçbir madde bulunmadığına ve bulmadıklarına delil, mahrem ve gayr-ı mahrem bütün kitaplarımı beraatimle beraber iade etmeleri cerh edilmez bir hüccettir, bir senettir.
Yirmi seneden evvelki hayatım ise, bu vatan ve millet lehinde fedakarane sarf olunduğuna delil, eski Harb-i Umumide gönüllü alay kumandanı olarak Başkumandanın takdiratı altında hizmetlerimle ve harekat-ı milliyede fevkalade hizmetimi Ankara daki hükumet reisleri takdirle ve Meclis-i mebusan beni orada görmekle alkışlamasıdır. Demek bu yirmi senede bana verilen azap, bütün bütün kanunsuz ve keyfi bir muameledir. Bu yirmi sene kırk bayramımı münzevi, yalnız geçirdim. Artık yeter! kabir kapısındayım, beni dünyaya baktırmayınız.
Hem Emniyet-i Umumiye Reisi olduğunuz cihetle, benim hizmetime taraftar olmanız lazım. Çünkü mahkemelerce sabit olduğu gibi, Risale-i Nur’un dersleri, dünyaya baktığı vakit bütün kuvvetleriyle asayişin temellerini muhafaza etmek, korumak ve fesat ve ihtilallerin önünü kesmek olmasından, kudsi ve manevi inzibat komiserleri hükmünde olduğuna delil, üç vilayet zabıtaları anlamışlar.
Bu ahirde pek ziyade, ahaliyi, memurlar, benimle görüşmekten ürkütmek cihetiyle anladım ki, hakkımda haddimden fazla ve layık olmadığım teveccüh-ü ammeyi kırmak içinmiş. Ben de size bunu katiyen beyan edip ve has kardeşlerime

1 zulüm devam etmez, küfür devam eder.

Lügat Sözlük

ÂSÂYİŞ - Emniyet, güvenlik.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BÎÇARE - Çaresiz, zavallı.

CERH - Çürütmek, yaralamak.

DELİL - Bilinmeyeni keşfetmek veya bilinenin doğruluğunu göstermek için vasıta olarak kullanılan husus.

EVHAM - Olmayan birşeyi olur zannı ile meraklanmak, vehimler, kuruntular.

EVVELÂ - İlk önce.

FEDÂKÂRÂNE - Kıymet ve ehemmiyet verilen bir şey uğrunda herşeyi gözden çıkararak.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

HAKİKÎ - Gerçek.

HAS - Özel, husûsi, mahsus.

HUSUSÎ - Özel.

ÎMÂNÎ - Îmânla ilgili, îmâna dâir.

İNZİBAT - Âsayiş, düzen ve rahatlık; sağlamlaşmak; polis vazifesini gören asker.

KABİR - Mezar.

KATİYEN - Kesin olarak, kesinlikle.

KEYFÎ - İsteğe, arzuya göre.

KUDSÎ - Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.

KÜFÜR - Allah`ı inkâr etme, inançsızlık.

MAHREM - Gizli. Nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akrabâ.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MEBUSÂN - Milletvekilleri.

MUHÂFAZA - Korumak.

MÜNZEVÎ - Yalnız başına çekilip kimse ile görüşmeyen, tek başına kalmış.

MUTLAK - Salıverilmiş, serbest bırakılmış. Katî, şüphesiz, asla bir şarta bağlı olmayan, yalnız, tek, sınırı ve sonu olmayan. Kesin olarak.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SARF - Harcama, masraf, gider; Gramer, dilbilgisi.

SUKÛT - Değerden düşme, düşüş, alçalış.

SÜKÛT - Suskunluk, sessizlik.

TÂCİL - Acele ettirme, hızlandırma, çabuklaştırma.

TARAFTAR - Taraf olan.

TAZYİK - Sıkıntı verme, baskı yapma.

TEHİR - Ertelemek.

UMÛMİ - Genel.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.

ZÂHİREN - Görünüşte.

ZELZELE - Sarsıntı. Deprem.

ZİYÂDE - Fazla, çok.

ZULÜM - Haksızlık, eziyet.