Emirdağ Lâhikası - Afyon Emniyet Müdürüne Derimki

Gösterim

küçült - kapat X
Afyon emniyet Müdürüne derim ki:
Müdür Bey,
Dünyada, eski zamandan beri görülmemiş bu derece kanunsuz ve manasız ve maslahatsız tecavüzler bana geldiği halde neden aldırmıyorsunuz?
Bir misali: Camiye, hali zamanda, cemaat hayrına sahip olmak için, bazı bir iki adamdan başka kimseyi yanıma kabul etmediğim halde, resmen "Kat iyen camiye gitmeyeceksiniz" deyip, bu gurbette, hastalık ve ihtiyarlık ve yoksulluk içinde bu ihanet hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Haberim olmadan, camiin hali bir yerinde iki üç tahta, bir kilimle beni üşütmemek fikriyle bir zatın yaptığı iki kişilik bir settare yüzünden, ehemmiyetli bir mesele şeklinde, hem bana, hem umum halka manasız telaş vermek hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Soruyorum.
Bana bu ihanetleri yapanların hiçbir bahaneleri yoktur. Yalnız teveccüh-ü ammeyi bahane edip, "Bu menfi adama neden hürmet ediyorsunuz?"
Ben de derim: Bütün dostlarım biliyorlar ki, ben şahsıma karşı hürmeti ve teveccüh-ü ammeyi istemiyorum, reddediyorum. Benim hakkımda başkalarının hüsn-ü zannını kabul etmediğim halde, hangi kanun beni mesul eder ki, ihtiyarım ve rızam haricinde, başkasının hüsn-ü zannıyla bana ihanet ediliyor? Farz-ı muhal olarak, bu teveccüh-ü amme hakikat de olsa, vatana, millete faydası var, zararı olmaz.
Hem eğer bir parçasını ben de kabul etsem, bu ihtiyarlık, hastalık, yoksulluk ve soğuk bir oda içerisinde, dehşetli bir haps-i münferitte, zaruri hizmetlerimi görmek için bir-iki insanın dostluğunu kabul etmekliğimde hangi fenalık var? Hangi kanun bunu men eder? Bir iki işçi çocuktan başka benimle temas ettirmemek hangi kanunladır? O işçi çocuklar her vakit bulunmadığı için, kendim işimi göremiyorum. Bu dehşetli vaziyeti, elbette bu memlekette inzibat ve hükumet ve idare adamları nazar-ı ehemmiyete almak borçlarıdır. Cidden alakadar eder diye size beyan ediyorum.
Emirdağında bir tecrid-i mutlakta
Said Nursi
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, çoktan beri beklediğim bir ciddi yardım, Konya ulemasından görülmeye başladı.
Evet, Risale-i Nur medreseden çıkmış, ilim içinde hakikate yol açmış, hakiki sahipleri ve taraftarları medreseden çıkan hocalar olduğuna binaen, umum Anadolunun eskiden beri parlak ve faal bir medresesi Konya şehri olduğundan, o mübarek medresenin şakirtleri kendi malları olan Risale-i Nur a sahip çıkmaya ve

Lügat Sözlük

AFYON - Uyuşturucu, ağrı kesici.

ALÂKADAR - Alâkalı, ilgili.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BAHANE - Yalandan özür.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BİNÂEN - Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.

CEMAAT - Topluluk.

EMNİYET - Güvenlik, asayiş.

FAAL - Çalışkan, hareketli.

HADSİZ - Sınırsız, sonsuz.

HAKİKAT - Gerçek.

HAKİKÎ - Gerçek.

HÂLÎ - Hâl ile, vaziyet ile; tavra âit, şimdiki hâle mensup.

HÜRMET - Saygı.

İHÂNET - Hainlik. Kıymet vermemek.

İNZİBAT - Âsayiş, düzen ve rahatlık; sağlamlaşmak; polis vazifesini gören asker.

KÁNUN - Yasa. Emir ve yasaklar.

MASLAHAT - Fayda, maksat, keyfiyet.

MEN - Yasaklama, engelleme, mâni olma.

MENFÎ - Nefyedilmiş, noksan, negatif, müsbetin zıddı, olumsuz.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUHÂL - İmkânsız; olması mümkün olmayan.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SETTARE - Örtünecek, gizlenecek yer.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

ŞÜKÜR - Allah`ın nîmetlerine karşı memnunluk gösterme.

TEMAS - Değmek.

UMUM - Hep, bütün, cümle, herkes.

ZARÛRÎ - Mecburî, vazgeçilmez, karşılanması zorunlu ihtiyaç.