Emirdağ Lâhikası - Vasiyetnamemdir

Gösterim

küçült - kapat X

Dünya fanidir; binler sene yaşamak olsa, baki olan hayat-ı uhreviyenin yanında, hiç-ender-hiç mesabesindedir. fakat fani olmakla beraber, baki hayatın baki meyvelerini verecek bir mezraasıdır. Fırtınaların şiddeti, havanın dehşeti sizleri sarsmasın, korkutmasın. Bu mübarek mezraaya en mübarek ve nur ani ve verimli ve bereketli olan Nur tohumlarını ekiniz. Zira "Eken biçer," atalarımızdan kalma mübarek bir sözdür.
Ey Nurcular! Sizin hakiki vazifeniz dünyaya bakmak değildir. Farz-ı muhal olarak dünyaya da bakılsa, bakınız ve görünüz ve zuhuru muhtemel dehşetli yangınlar sebebiyle ve o yüzden karşılaşmanız ihtimali bulunan tehlikeler dolayısıyla katiyen sarsılmayınız, fütur getirmeyiniz. Çalışınız, çalışınız, çalışınız ve katiyen inanınız ki, Nurun şefaati, Nurun duası, Nurun himmeti sizleri kurtaracaktır. İşte bu davanın şahidi Emirdağlı Nurcuların dehşetli ateşten zararsız kurtulmalarıdır. Şimdiden umumunuza müjdeler olsun.
Kardeşiniz
Mustafa Osman
• • •
VASİYETNAMEMDİR

Aziz, sıddık kardeşlerim ve varislerim,
Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrukatım ve Risale-i Nur dan olan benim hususi kitaplarım ve güzel ciltlenmiş mecmualarım ve sair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikaların heyetine, başta Hüsrev ve Tahiri olarak o heyetten on iki kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki, emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrukatım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.
Kardeşlerim, bu vasiyetten telaş etmeyiniz. Ben, teessürattan ve dokuz defa zehirlenmekten, pek çok zayıf olmakla beraber gizli münafıkların desiselerle müteaddit suikastları için bu vasiyeti yazdım. Merak etmeyiniz, inayet-i Rabbaniye ve hıfz-ı İlahi devam ediyor.

Kardeşiniz
Said Nursi
• • •

Kardeşim Abdülmecid, Zübeyir, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüştü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Atıf, Tillolu Said, Mustafa, Mustafa, seyyid Salih.

Lügat Sözlük

ÂNİ - Birden bire, zamansız.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BÂKÎ - Ebedî, dâimî, sonu gelmez, ölmez, sonsuz.

ECEL - Her mahlûkun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FÂNÎ - Geçiçi, sonu olan, son bulan.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKİKÎ - Gerçek.

HUSUSÎ - Özel.

İLÂHÎ - Allah tarafından olan.

İSTİMÂL - Kullanma.

KATİYEN - Kesin olarak, kesinlikle.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUHÂL - İmkânsız; olması mümkün olmayan.

MUHTEMEL - İhtimal dahilinde olan.

SÂDIK - Doğru, bağlı.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SÂİR - Başkası, diğeri, birşeyden geri kalan, maadâ.

SEYYİD - Efendi, büyük, önder.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

VASİYETNÂME - Sahip olduklarını, ölümünden sonrası için bir şahısa, ya da bir hayır müessesesine mânen bırakmak.