Emirdağ Lâhikası - Dahiliye Vekili İle Bir Hasb-i Halden Bir Parçadır

Gösterim

küçült - kapat X

Aziz, sıddık kardeşlerim
Evvela: hadsiz şükür olsun ki, Isparta tam bir Medresetü z-Zehra ve Camiü l-Ezher olacağını ve olmaya başladığını, kahraman talebelerinin bu ağır şerait altında sarsılmadan faaliyetleri ispat ediyor. Diyanetçe ve Kur’ân ve Risale-i Nur a müştakane çalışmaları, hatta ali Köyünde, ali lerin gayretiyle çok çocukların talebeliğe girmeleri ve diğer bir köyün umum gençleri gece de Kur’ân a çalışmaları ve camiler cemaatle dolmaları, Nur şakirtlerinin çektikleri bütün sıkıntıları hiçe indiriyor.
Saniyen: fevkalade sadakat ve alaka taşıyan halil İbrahim in bu dördüncü şehnamesi, benim Nur a hadimliğim noktasında haddimin pek fevkindeki tarifnamesi gerçi çok güzeldir; fakat Risale-i Nur dan ziyade benim şahsıma baktığı cihetiyle, şimdilik size göndermedim. Tadilden sonra gönderilecek. Hem ona, hem onun rüfekalarına bilhassa selam ederiz.
Salisen: Siz, bana karşı suikastlere merak etmeyiniz. belki bir cihette memnun olunuz ki; Risale-i Nur ve şakirtleri yerinde, benim cüz i ve vazifesi bitmiş olan şahsıma hücum ediyorlar, tazip ederler.
Bu günlerde, buranın büyük memurları, çekinmeyerek, bazıları demiş: "Said in vücudu ortadan kalkmalı" hadisesi var. İşte gizli düşmanlarım, bunun gibi, bu fikirlerinden istifade ederek, mutemed hizmetçilerimi dağıtmakla fırsat bulup beni zehirlediler. Ve bu gibi memurlardan kuvvet alıyorlar. fakat hıfz ve inayet-i İlahiye, bu suikastleri de akim bıraktı. İnşaallah, daima inayet, himayet edecek, bütün planlarını akim bıraktı, bırakacak.
• • •
DAHİLİYE VEKİLİ İLE HASB-İ HALDEN BİR PARÇADIR
Hiçbir tarihte ve zemin yüzünde emsali vuku bulmayan bir zulme ve on vecihle kanunsuz bir gadre ve tazyike hedef olmuşum. Şöyle ki: Hem şiddetli suikast eseri olarak zehirlenme-den hasta; hem gayet zayıf, yetmiş bir yaşında ihtiyar; hem kimsesiz, acınacak bir gurbette, hem palto ve fanila ve pabucunu satmakla maişetini temin eden fakirü l-hal. hem yirmi beş sene münzevi olmasından, bin-den ancak tam sadık bir adamla görüşebilen bir merdumgiriz, mütevahhiş, hem yirmi sene hayatını ve eserlerini üç mah-keme ve Ankara ehl-i vukufu inceden inceye tet-kikten sonra bil ittifak beraatine ve eserleri va-tana, millete zararsız olarak menfaatli olmasına karar verilmiş bir masum, hem eski Harb-i Umumide ehemmiyetli hiz-met etmiş bir evlad-ı vatan, hem şimdi bu milleti, bu vatanı, anarşilikten ve ecnebi ifsadlarından kurtarmak için meydandaki tesirli asarıyla bütün kuvvetiyle çalışan bir hamiyetperver; ve mahkemede yetmiş şahitle ispat edildiği gibi, yirmi beş senede bir gazeteyi okumayan, merak etmeyen

Lügat Sözlük

AKÎM - Neticesiz, faydasız.

ALAKA - Kan pıhtısı.

ALÂKA - İlgi, bağ.

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BES - Yeter, yeterli.

CÜZ - Kısım, parça, kitabın forması; küllün karşılığı, Kur`ân`ın otuzda bir parçası.

DAHİLİYE - İç kısım, iç bölüm, içeri.

ECNEBÎ - Yabancı.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

GAYET - Çok, pek çok.

HADSİZ - Sınırsız, sonsuz.

HALÎL - Dost.

HÎCE - Hece.

HIFZ - Korumak, ezberlemek, saklamak.

HİMÂYET - Koruma, korunma.

İNÂYET - Yardım, lütuf.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

İSTİFÂDE - Yararlanma, faydalanma.

İTTİFÂK - Birleşme. Söz birliği etme.

MÂSUM - Günâhı, kötülüğü olmayan, suçsuz.

MERDÜMGİRİZ - İnsanlardan sıkılan, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteyen.

MÜNZEVÎ - Yalnız başına çekilip kimse ile görüşmeyen, tek başına kalmış.

MÜŞTAKÁNE - Şevkle, çok isteyerek.

MÜTEVAHHİŞ - Ürken, korkan.

SADAKAT - Zekatlar, sadakalar.

SADÂKAT - Bağlılık, doğruluk.

SÂDIK - Doğru, bağlı.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

ŞERÂİT - Şartlar.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

ŞÜKÜR - Allah`ın nîmetlerine karşı memnunluk gösterme.

TEMİN - Sağlama, karşılama. Güvenlik, emniyet hissi vermek.

UMUM - Hep, bütün, cümle, herkes.

VUKÛ - Meydana gelme.

ZEMİN - Yer; yüzey, satıh.

ZİYÂDE - Fazla, çok.