Emirdağ Lâhikası - Bu Fıkra Bir Derece Mahremdir (Yalnız Haslara Mahsustur )

Gösterim

küçült - kapat X
BU FIKRA BİR DERECE MAHREMDİR

YALNIZ HASLARA MAHSUSTUR

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Çok defa hatırıma geliyordu ki: "Neden herkesten ziyade medreseden çıkanlar Risale-i Nur’a sarılmaları lazımken, en ziyade çekinen, onlardan resmi vazifeyi alanlardır?"

Şimdi birden hatıra gelen cevabın biraz kısmını beyan etmek lazım geldi.

Evvela: Gizli münafıklar, aleyhimizde büyük makamlarda olanların bir kısmını istimal ederek resmi bir tarzda şiddetli propaganda etmelerinden, bütün resmi memurlar ürkmeye ve çekinmeye mecbur olmuşlar. Onlar içinde dahi enaniyetli ve evhamlı ve bid aları kabul eden hocalar, daha ziyade çekinmeye başlamışlar, kendilerine bir özür, bir bahane aramışlar.

Risale-i Nur dan İşarat-ı Sebanın bidacılara şiddetli tokadı ve Sekizinci ve On sekizinci Lemada İmam-ı Ali’nin (r.a.) ercüze de, ulemaü’s-su hakkında dehşetli tokadı; ve bidalara bir derece ve bir cihette müsait olan Vehhabilik mezhebini perde altında kabul edenler, Yirmi Sekizinci Mektubun, Vehhabiler hakkındaki meselenin tokadı; ve Kur’ân tercümesini yapan ve Kur’ân yerinde tercümesinin okunmasına cevaz gösterenlere Risale-i Nur’un şiddetli tokatları, ve derd-i maişet zarureti ve mevki-i içtimaide haysiyetini düşünmeleri sebebiyle hocalar, hatta İstanbul un eskide dost hocaları, kaçmaya ve az bir kısmı, tenkide çalışmaya, hatta, Al-i Beyt ve İmam-ı Ali’ye adavetleri bulunan müfrit Vehhabilik hesabına Risale-i Nur’un Al-i Beyt ve İmam-ı Ali’nin bir manevi hediyesi ve eseri olmasından, itiraz etmeye başlamışlar. fakat biz, İstanbul alimlerinden kızmıyoruz, belki bir cihette memnunuz. Çünkü başkalara nisbeten ilişmiyorlar.

Lügat Sözlük

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BAHANE - Yalandan özür.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

CEVAZ - İzin, müsaade, ruhsat.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

ERCÛZE - Hz. Ali tarafından Süryanice yazılan ve aslı vahiy olan,içerisinde istikbâle ve bilhassa Risale-i Nûr eserlerine işaretler bulunan manzûm kasîde;şiir.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FIKRA - Yazıda bir bahis; parağraf; kısa haber; küçük hikâye.

İSTİMÂL - Kullanma.

İTİRAZ - Kabul etmediğini belirtme, karşı çıkma.

MAÎŞET - Yaşayış, yaşamak için lüzumlu bulunan maddeler.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MÜFRİT - İfrat eden, aşırıya giden.

NİSBETEN - Göre, nisbetle, kıyaslanarak, öncekine göre, bir dereceye kadar, şöyle böyle.

ÖZÜR - Bir kusurun affı için gösterilen sebep, bahane.

PROPAGANDA - Bir fikri ya da malı beğendirmek için yapılan ilân, reklâm.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

ZİYÂDE - Fazla, çok.