Emirdağ Lâhikası - Emirdağı Zabıtası İle Bir Hasb-i Haldir

Gösterim

küçült - kapat X

Hüsrev in müdafaatımda yazılan dört zelzele meselesini tasdik eden bu geceki şiddetli dört defa zelzele, bana ve Nurlara ve bu memlekete kat i bir suikast eseri olarak hükumet içinde hizmetçime bağırarak bana tahkirkarane ihanet ve şetmedip "Git ona söyle" diyen ve kaymakamın emr-i cebrisiyle "Hasta da olsa buraya getiriniz" bekçilere ve jandarmalara emir veren ve afyon un perde altındaki büyük memura dayanan karakol çavuşu, hem Nur şakirtlerinin şevklerine, hem Nurların burada yazılmasına, hem bana ehemmiyetli sıkıntı vermesinin aynı vakitte, böyle burada görülmeyen bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki, Risale-i Nur bir vesile-i def-i beladır; tatile uğradıkça, bela fırsat bulup gelir.

Nurlara az zamanda çok hizmet eden Mustafa Osman ın gayet tevazukarane ve mahviyetkarane mektubu, tam onun halisane sadakatini ve ihlasını ispat edip on beş senelik haslarla omuz omuza geldiğini gösterir. Zaten yazdığı Asa-yı Musa mecmuası kuvvetli bir delildir. İşte bu dakikada bunu yazarken, yine hafif zelzele başladı.

• • •

Emirdağ zabıtasıyla bir hasbihal

"Hem insaniyet namına istediğim bir hukukuma karşı yapılan, hayretimi mucip acip bir muamelenin sebebi nedir?" diye bir sualim var.

Birincisi: Bir seneden beri sakladığım şekvamı vermedim. Şimdi zabıtanın vasıtasıyla Ankara makamatına vermek üzere bir zata gönderdik. Dedim: afyon emniyet Müdürü insaflıdır. Ona da bir suret elden gönderdim. Ondan istirahatime dair bir eser beklerken, bilakis beni sıkıştıran zatlara yazmış: "Bu güzel yazı onun değil. Kim yazmışsa tahkik ediniz."

Acaba çok kuvvetli ve ayn-ı hakikat o şekvayı nazara almayıp lüzumsuz, ehemmiyetsiz, zararsız bir yazıyı merak etmek, benim istirahatımı bozmak; bin liraya ehemmiyet vermemek, beş paraya çok ehemmiyet vermek gibi olmaz mı? Yüz otuz risalelerden binler nüshaları ayrı ayrı yazılarla üç mahkeme inceden inceye tetkikten sonra ve onları yazanların mühim bir kısmı benimle beraber mahkemede bulunmaları ve zerre kadar medar-ı mesuliyet olmadığı halde, "Kim ona yazıyor diye tahkik ediniz" demek yüzünden bir kanun, bir maslahat var mı? Bir biçareyi bu bahaneyle karakola çağırmak, endişe vermek ve bilhassa benim ihbarımla istemek ne lüzumu var? İşte ben size haber veriyorum: Eğer arzu etsem, binler adam yazılarımı yazacaklar; hem her tarafta millet ve vatan menfaatine yazıyorlar.

Lügat Sözlük

AFYON - Uyuşturucu, ağrı kesici.

ARZU - İstek.

BES - Yeter, yeterli.

BİLÂKİS - Aksine, tersine.

DÂİR - Ait, ilgili.

EHEMMİYET - Önem. Kıymet. Lüzum.

EMÎR - İş, buyruk; idâreci.

EMNİYET - Güvenlik, asayiş.

ESER - Yapı, birinin meydana getirdiği şey, kitap; birşeyin varlığına işaret eden iz.

GAYET - Çok, pek çok.

HAKİKAT - Gerçek.

HÂLİSÂNE - Samimî bir şekilde, ihlâslıca. Sırf Allah rızasını gözeterek.

HASBİHÂL - Konuşmak, sohbet etmek.

İHÂNET - Hainlik. Kıymet vermemek.

İNSÂNİYET - İnsanlık.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

KÁNUN - Yasa. Emir ve yasaklar.

MAHVİYETKÂRÂNE - Alçakgönüllü bir tarzda.

MASLAHAT - Fayda, maksat, keyfiyet.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

SÛRET - Resim, şekil, görünüş; tarz, üslûp, cihet.

TAHKÎK - Doğru olup olmadığını araştırmak veya doğruluğunu yanlışlığını ortaya çıkarmak. İncelemek, içyüzünü araştırmak.

TAHKİRKÂRÂNE - Hakaret edercesine. Aşağılayarak.

TASDİK - Onaylama, doğrulama.

TEVÂZUKÂRÂNE - Tevazû göstererek, alçak gönüllülük ile.

ZELZELE - Sarsıntı. Deprem.

ZERRE - Maddenin en küçük parçası, molekül. Risâle ismi.