Emirdağ Lâhikası - Reis-i Cumhura Gönderilen İstidanın Zeylidir Ki Mecbur Oldum Yazmaya

Gösterim

küçült - kapat X

Salisen: Risale-i Nur’un kerameti olarak yangına dair yazılan bir parça, bir haftadan beri size göndermek için bekliyordu. Çünkü ziyade evhamlarından postahanelere çok dikkat ettiklerinden, postayla göndermedik. Sizin de mahkemece hakiki vaziyetinizi merak ediyoruz. "Kardeşimiz Burhan’ın bir küçük musibeti varmış" diye yazıyor, neymiş, merak ettik. Cenab-ı hak def etsin. Hem Refet Bey, hem Abdullah Çavuşun mektuplarından çok memnun oldum. Onlara hususan selam ediyorum. Umuma selam.
Kardeşiniz
Said Nursi
• • •
Reisicumhura gönderilen istidanın zeylidir ki, mecbur oldum yazmaya.

Bana hücum eden garazkarların en esaslı sebebi, Mustafa kemal in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar. Ben de o garazkarlara derim ki:
Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükumetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla Kur’ân a zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa kemal o adam olduğunu zaman gösterdi.
Ben de beş yüz seneden beri kahramanlığıyla ve hakperestliğiyle dünyaya meydan okuyan kahraman bir ordunun şerefini ve zaferini hilaf-ı hakikat olarak M. kemal e vermediğim için, garazkar dostları, beni yirmi senedir bahanelerle tazip ediyorlar.
Evet, mahkemede ispat ettiğim gibi, "Şerefler, müsbet hayırlar, maddi-manevi ganimetler orduya, cemaate verilir, tevzi edilir; kusurlar, menfi icraatlar başa, reise verilir" diye bir kaide-i hakikatle, "Kahraman ordunun ve bilfiil asker ve asker başında çalışan cesur zabitlerin zaferleri ve şerefleri Mustafa kemal e verilmez; belki kusurlar, hatalar yalnız ona verilir" diye, beni onu sevmemekle itham edenleri, kahraman orduyu sevmemekle ve şereflerini kırmakla itham edip, onlara hain-i millet nazarıyla bakıyorum. Bu hakikati mahkemede ispat ettiğim gibi, onun muannid dostlarına da ispat etmeye hazırım. Ben, bu mübarek milletin bahadır ordusunun milyonlar efradı ve zabitlerini severim; hürmetlerini, haysiyetlerini elimden geldiği kadar muhafaza ediyorum. Benim karşımdaki garazkar muarızlarım, birtek adamı sevmek yolunda milyonlar efrada manen ihanet, belki adavet ediyorlar.
Evet, çok emarelerle bildik ki, bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa kemal e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebepler bahanedir. Bunun için mecbur oldum ki, o muarızlarıma derim:

Lügat Sözlük

ADÂVET - Düşmanlık, kin.

BAHADIR - Kahraman, cesur, yiğit.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BES - Yeter, yeterli.

BİLFİİL - Bizzat kendi çalışması ile; kendi yaparak.

DÂİR - Ait, ilgili.

DEF - Uzaklaştırma, itme, kovma.

GARAZKÂR - Kin güden, kötü niyetli kimse.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKİKAT - Gerçek.

HAKİKÎ - Gerçek.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

İHÂNET - Hainlik. Kıymet vermemek.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

İTHAM - Suçlama.

KEMÂL - Olgunluk, mükemmellik, eksiksizlik, tamlık.

MÂNEN - Mânâ îtibâriyle ve mânevî olarak.

MENFÎ - Nefyedilmiş, noksan, negatif, müsbetin zıddı, olumsuz.

MUANNİD - İnatçı. Bir noktada inad edip duran.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUHÂFAZA - Korumak.

MÜSBET - Olumlu, uygun, yapılması memnuniyet veren, pozitif.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

TAHRİK - Harekete geçirme; kışkırtma.

TEVZÎ - Dağıtma, paylara ayırma.

ZİYÂDE - Fazla, çok.