Emirdağ Lâhikası - Adliyenin Şahs-ı Manevisine Ve Dahiliye Vekiline Berâ-i Malumat Takdim Edilen Ve Emirdağı´ndaki İstintakta Verdiğim İfadenin Haşiye Ve Lahikasıdır

Gösterim

küçült - kapat X

Yirmi senede kaç vilayetin zabıtaları kıyafetime ilişmedi. Yalnız, yirmi beş sene evvel Ankara Valisi Nevzat Bey, cebren kıyafetime ilişmek istedi; hem muvaffak olamadı, hem kendi kendini intihar etmekle tokadını yedi.
Hem afyon Valisinin büyük memuru, cebren kıyafetime emir vermesine mukabil, Emirdağının küçük bir adliye memuru ona mukabele edip "Kanun haricinde hiçbirşey yapamayız" demiş, kanunperestliğini göstermiş.
Hem buranın kaymakamı evham etmeyip bana zulmetmediği için, o vicdanlı zatın tebdiline çalıştılar.
Hem camie, Cumaya gitmeye beni men eden merdumgirizlik hastalığıyla beraber, maddi birkaç hastalığa binaen, bir hafta rapor verip beni ifademi almaya sevk etmemek için doktorluk kanunuyla amel ettiğime binaen, ta afyon dan iki doktor gönderip onun raporunu bozmak, onu da mahkemeye vermek derecesinde keyfi kanunlara maruz olmuşuz.
• • •
Adliyenin şahs-ı manevisine ve dahiliye vekiline bera-yı malumat takdim edilen ve Emirdağ ındaki istintakta verdiğim ifadenin haşiye ve lahikasıdır.

Bu yirmi beş seneden beri hiçbir gazeteyi okumayıp, dinlemeyip, dünkü gün, bana hizmet eden bir adam, gazetenin bir parçasını bana okudu. İçinde, Ankara maarif dairesi iki milyon zararla, hem yine Ankara da otomobil garajı binası, aynı vakitte İzmir de ehemmiyetli fabrika, hem aynı vakitte Adada büyük bir binanın tamamen yandığını işittiğim vakit, pek çok teessür ve yazıklarla bu fakir millete acımakla, aynı zamanda bütün ömrümde çekmediğim bir sıkıntı içinde, hiçbir mahkemede benim gibi ihtiyar ve hasta halimde dört buçuk saat mütemadiyen ifademi sualcevaba mecbur olduğum bir zamanda, eğer bura adliyesinin insaniyeti ve bir derece şefkati olmasaydı katiyen dayanamadığım gibi, kat i karar vermiştim ki, sert bir sözle, bu soğukta, bu hastalığımda hapse girmeyi gözüme almıştım. Hatta bana hizmet edenin birini odamda yatırmak, birine bir tokat vurup benim hizmetim için hapse, yanıma gelmek için karar vermiştik. fakat bura adliyesinin insaniyeti ve inayet-i İlahiye bana sabır verdi, tahammül ettim.
Bu acip vaziyetim ve asılsız evhamın sebebini merak ettim. Gençlik Rehberi nin resmen tab edilmesi ve intişarı pek çok mektepleri tenvir etmiş, hatta Ankara Darülfünunundaki ve İstanbul Darülfünunundaki kıymettar gençlerin Risale-i Nur’un esasatını, bu vatan milletinin saadetine bir vesile olduğunu bilmeleri ve pek çok muallimler, hamiyet-i milliye ve vataniye ve haysiyet-i ilmiye cihetiyle Risale-i Nur a kemal-i iştiyakla alakadar olmaları, maarif dairesinin nazar-ı dikkatini celb etmiş; Nurlara karşı bir derece beğenmemek tarzında bir ilişmek istemişler.
Hatta burada, "Gençleri elde ediyor, matbu Gençlik Rahberi ile mektep talebelerinin nazarlarını dine çeviriyor" diye ihbar edilmiş. Bunun üzerine hem bana, hem

Lügat Sözlük

ADLİYE - Adalet dâiresi.

AFYON - Uyuşturucu, ağrı kesici.

ALÂKADAR - Alâkalı, ilgili.

AMEL - Fiil, iş, emek.

BES - Yeter, yeterli.

BİNÂEN - Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.

CEBREN - Zorla, zoraki. Mecburî.

CELB - Kendi tarafına çekmek, götürmek, kazanmak ,elde etmek.

DAHİLİYE - İç kısım, iç bölüm, içeri.

EMÎR - İş, buyruk; idâreci.

EVHAM - Olmayan birşeyi olur zannı ile meraklanmak, vehimler, kuruntular.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HÂŞİYE - Dipnot.

İHBÂR - Haber vermek.

İHTİYÂR - İrâde, kendi isteğiyle seçme ve hareket etme, isteme; arzu etme.

İLİŞMEK - Musallat olmak, rahatsız etmek.

İLMİYE - Fıkıh ve şeriat ilimleri, îmân ve Kur`ân hakîkatları ve tahkikî îmân dersleriyle meşgul olan zatların mensup oldukları yol, âlimlerin mesleği.

KATİYEN - Kesin olarak, kesinlikle.

KEYFÎ - İsteğe, arzuya göre.

KIYMETTAR - Değerli, pahalı, kıymetli.

MAARİF - Öğrenme ile elde edilen bilgi, ilim; mahâret, üstadlık, hüner; ma`rifetler, kültürler; eğitim.

MADDÎ - Madde ile alâkalı.

MÂLÛMÂT - Bilgiler.

MÂRUZ - Birşeyin karşısında ve tesiri altında bulunan, uğrama.

MATBÛ - Tâbedilmiş, basılmış.

MEKTEP - Okul; yazı yazacak yer.

MEN - Yasaklama, engelleme, mâni olma.

MUKABELE - Karşılık, karşılamak.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MÜTEMÂDİYEN - Aralıksız, durmadan, devamlı sûrette.

MUVAFFAK - Başarılı.

SÂBİR - Belâ ve musîbete karşı hâlinden şikâyet etmeyen, acı ve sıkıntıya katlanan.

SEVK - Önüne katıp sürme.

ŞEVK - Çok şiddetli arzu, neş`e. Moral.

TÂB - Basma, baskı.

TAHAMMÜL - Sabretme, katlanma, dayanma.

TAKDİM - Sunma, sunuş

TEESSÜR - Kederli ve üzüntülü olarak içlenmek, üzülmek, tesir altında kalmak, kederlenmek.

TENVİR - Nurlandırma, aydınlatma.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.