Emirdağ Lâhikası - Afyon Hapsinden Sonra Emirdağı´nda Yazılan Mektuplar

Gösterim

küçült - kapat X

Aziz, sıddık kardeşlerim,
Bayram tebrikiyle beraber herbirinizi derecesine göre birer said ve birer vârisim ve benim yerimde Nurların birer bekçi muhafızı olarak mânevî bir hâtıraya binaen kabul ettiğimi haber verdiğim gibi, şimdi de size beyan ediyorum. Mâdem haddimden çok ziyade hüsn-ü zannınızla bana ulûm-u imaniye ve hizmet-i Kur’âniyede bir üstadlık vermişsiniz. Ben de herbirinize derecesine nisbeten eski zaman üstadlarının icazet almaya lâyık olan talebelerine icazet-i ilmiyeyi verdikleri misilli icazet veriyorum. Ve bütün kanaatimle ve ruh u canımla sizi tebrik ediyorum. İnşaallah şimdiye kadar sadakat ve ihlâs dairesinde fevkalâde neşr-i envar ettiğiniz gibi, daha parlak devam edip bu âciz, zayıf, mütekaid said bedeline binler muktedir, kuvvetli vazifeperver Saidler olursunuz.
Said Nursî
• • •

AFYON HAPSİNDEN SONRA EMİRDAĞINDA YAZILAN MEKTUPLAR


Aziz, sıddık kardeşlerim,
Herhalde biriniz benim bedelime diyanet Riyasetine gitsin; benim selâm ve hürmetlerimle Ahmed Hamdi Efendiye desin ki:
"Zatınız iki sene evvel Nurun Külliyatından bir takım istemiştiniz. Ben de hazırlattırdım. fakat birden hapse soktular; tashih edemedim, gönderemedim. Şimdi onların tashihiyle meşgulüm. fakat tesemmüm hastalığıyla ziyade perişaniyetimden, çabuk bitirmeyeceğim. Bitirdikten sonra inşaallah takdim edilecektir. Hediye almayan elbette hediye veremez kaidesine binaen, bu ziyade kıymettar mânevî tefsir-i Kur’ân, bu memleket-i İslâmiyenin âlimler reisi olan zat-ı âlinize, Nurların serbestiyetine mümkün olduğu derecede çalışmanıza ve nümune için üç cüzü size evvelce gösterdiğimiz Kur’ân’ımızın basılmasına himmet ve sa’y etmenize bir kudsî ücrettir.

Allahın adıyla. Onu her türlü kusur ve noksandan tenzin ederiz.

Lügat Sözlük

ÂCİZ - Güçsüz, kuvvetsiz.

AFYON - Uyuşturucu, ağrı kesici.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BİNÂEN - Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.

DİYÂNET - Dinle ilgili olmak.

ENVÂR - Nurlar. Aydınlıklar.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

HERHALDE - Tabii ki, elbette, mutlaka, her hâlükârda.

HİMMET - Ciddî gayret, kalb ile gösterilen samîmi gayret.

İCÂZET - Diploma, şehadetnâme.

İHLÂS - Yapılan ibâdet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakîki ve esas gaye etmeyerek, yalnız ve yalnız Allah rızâsını esas maksat edinmek.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

KIYMETTAR - Değerli, pahalı, kıymetli.

KUDSÎ - Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.

KUSUR - Hatâ. Noksanlık, eksiklik.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MUKTEDİR - Kuvvetli, iktidar sahibi.

MÜMKÜN - İmkân dairesinde olan şey; var olması için Allah`ın tercihine bağlı olan herşey.

MÜTEKAİD - Tekaüd eden. Emekli kişi.

NİSBETEN - Göre, nisbetle, kıyaslanarak, öncekine göre, bir dereceye kadar, şöyle böyle.

NÜMÛNE - Örnek, misal.

SADAKAT - Zekatlar, sadakalar.

SADÂKAT - Bağlılık, doğruluk.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

TAKDİM - Sunma, sunuş

TASHİH - Düzeltmek, yanlışlardan arındırmak.

TEBRİK - #Cenab-ı Hak daha da arttırsın# manasında duada bulunarak sevincini bildirme.

TESEMMÜM - Zehirlenme.

Ü - ve.

VAZİFEPERVER - Vazife sever. Çalışmayı sever.

ZİYÂDE - Fazla, çok.