Emirdağ Lâhikası - Hapsin Latif Bir Hatırası

Gösterim

küçült - kapat X

on ay çocuğu kendi vücudunda zahmetini çekmekle on sene çocuğun hayatına yardımla meşakkat çeker. Demek, o on dakikalık fıtrî meyil, bu uzun meşakkatlere sevk ettiği için, ehemmiyeti kalmaz. His ve nefis, onunla onu izdivaca tahrik etmemeli.
İkincisi: fıtraten kadın, zaafı için maişet noktasında bir yardımcıya muhtaçtır. O ihtiyaç için şimdiki terbiye-i İslâmiyeden ders almayan, serseriliğe, tahakküme alışanlardan o küçük bir iaşesi hatırı için tahakkümler altına girip riyakârâne kocasının rızasını tahsil etmek yolunda hayat-ı dünyeviye ve uhreviyesinin medarı olan ubudiyetini ve ahlâkını bozmak bedeline, köy kadınları gibi kendi nafakasını kendi çalışmasıyla kazanmak, on defa daha kolaydır. Rezzak-ı Hakikî çocukların rızkını sütle verdiği gibi, onların da rızkını o Hâlık-ı Rahîm veriyor. O rızık hatırı için namazsız ve ahlâkını kaybetmiş bir zevci aramak, riyakârâne çalışıp tahakkümü altına girmek, elbette Nur talebesinin kârı değil.
Üçüncüsü: Kadınlığın fıtratında çocuk okşamak ve sevmek meyelânı var. Ve bir evlâdının dünyada ona hizmeti ve âhirette de şefaati ve validesi öldükten sonra ona hasenatıyla yardımı, o meyl-i fıtrîyi kuvvetlendirip evlendirmeye sevk etmiş. Halbuki şimdi terbiye-i İslâmiye yerine terbiye-i medeniye ile on taneden bir iki hakikî evlât, kendi validesinin şefkatine mukabil fedakârâne hizmet ve dindârâne dualarıyla ve hasenatlarıyla validesinin defter-i a’mâline haseneler yazdırmak ve âhirette salih ise validesinin şefaat etmek ihtimaline mukabil, ondan sekizi o hâleti göstermediğinden, bu fıtrî meyil ve nefsânî şevkle o biçare zaifeler böyle ağır bir hayata kat’î mecbur olmadan girmemek gerektir. İşte bu işaret ettiğimiz hakikate binaen, bekâr kalmak isteyen Nur şakirtlerinden olan kızlara derim ki:
Tam muvafık ve dindar ve ahlâklı bir zevc bulmadan, kendilerini açık saçıklıkla satmasınlar. Eğer bulunmadı; Nurun bir kısım fedakâr şakirtleri gibi mücerret kalıp tâ ona lâyık ve ebedî bir arkadaş olacak ve terbiye-i İslâmiyeyi almış vicdanlı bir müşteri ona çıksın. Ve saadet-i ebediyesi, muvakkat bir keyf-i dünyevî için bozulmasın. Ve medeniyetin seyyiatı içinde boğulmasın.
Said Nursî
• • •
Haşiye Hemşireler ve genç kızlar tesettür Risalesini okumalıdırlar.

Hapsin lâtif bir hâtırası
Hapislerde, hususan afyon hapsinde eski, zâlim müstebitlerin aldatmak suretinde arasıra af bahsini etmesinden, biçare mahpuslar benden soruyordular: "Acaba af olacak mı?"
Ben de derdim: Bu zâlimler aldatıyorlar. fakat Nur şakirtleri

Lügat Sözlük

AFYON - Uyuşturucu, ağrı kesici.

BÎÇARE - Çaresiz, zavallı.

BİNÂEN - Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.

DİNDARÂNE - Dinine bağlı, dindarca.

DÜNYEVÎ - Dünyaya âit, dünya ile ilgili.

DÜNYEVÎYE - Dünyaya âit fayda.

EBEDÎ - Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEDÂKÂR - Fedâ eden, kıymet ve ehemmiyet verilen bir şey uğrunda herşeyi gözden çıkaran.

FEDÂKÂRÂNE - Kıymet ve ehemmiyet verilen bir şey uğrunda herşeyi gözden çıkararak.

FITRATEN - Yaratılış olarak, yaratılış bakımından.

FITRÎ - Doğuştan, yaratılıştan, fıtrata âit ve yaratılışla ilgili.

HAKİKÎ - Gerçek.

HÂŞİYE - Dipnot.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

KÁRİ - Okuyucu, okuyan.

LATÎF - Güzel, hoş. Cenâb-ı Hakk`ın bir ismi.

MAÎŞET - Yaşayış, yaşamak için lüzumlu bulunan maddeler.

MEŞAKKAT - Sıkıntı, güçlük, zorluk.

MEYİL - Yönelme, eğilim, arzu.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MÜŞTERİ - Jüpiter gezegeni.

MUVÂFIK - Uygun olan, uyan, kabullenen.

MUVAKKAT - Geçici; kısa bir zaman, vakitli, fâni.

NEFİS - İnsanın içinde bulunan ve kötülüğü isteyen hayvânî bir duygu.

NEFSÂNÎ - Nefsin hoşlandıkları, nefse ait.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RİYÂKÂRÂNE - Gösteriş yaparcasına. İki yüzlüce.

RIZIK - Allah`ın herkese lütûf ve ihsan ettiği nîmetler, yiyecekler.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SÂLİH - Dîne uygun hayırlı fiil, iyi iş, işe yarar, uygun, elverişli, iyi; haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan.

ŞEFAAT - Af için vesîle olmak.

SEVK - Önüne katıp sürme.

ŞEVK - Çok şiddetli arzu, neş`e. Moral.

TAHRİK - Harekete geçirme; kışkırtma.

TAHSİL - Gelir elde etme, hâsıl etmek, elde etmek.

TESETTÜR - Örtünme.

ZÂLİM - Zulmeden, haksızlık yapan.

ZEVC - Erkek eş, koca.