Emirdağ Lâhikası - Demokrat Dindar Millet Vekillerine Bir Hakikati İhtar

Gösterim

küçült - kapat X

hakkındaki kanunun tasdikinin tâcili ve takdimi lâzım gelirken tehir edilmesi, dindar meb’usların nazar-ı millette "Kendilerine düşen en ehemmiyetli dinî vazifelerini yapmıyorlar" diye dindarların bir telâşları var. Biz de telâş ediyoruz ki, dahilî, gizli dinsizler ve komünizm hesabına çalışan hainler bu vaziyetten istifade etmemeleri için bu gelecek hakikati sizlere beyan etmeye hamiyyeten mecbur oldum. O hakikat de budur ki:
Demokrat dindar milletvekillerine bir hakikati ihtar
Bugünlerde hastalığım itibarıyla kışın pek şiddetli hiddetine tahammül edemedim. Çok tecrübelerimle, umumî bir hatanın neticesinde hava ile zemin, zelzele ile fırtına ile gazab-ı İlâhîyi haber vermek nevinden hiddet ediyorlar gibi âdete muhalif bir vaziyet gösterdiler. Ben de bundan bir mânevî fırtınaya alâmet hissettim. Kalbime geldi ki: "Acaba yine İslâmiyet ve hakaik-i imaniye zararına bir hatâ-yı umumî mi meydana geldi?" Âdetim olmadığı halde ve dünya siyasetini terk ettiğim halde bu nokta için sordum: "Ne var? Cerideler ne haber veriyorlar?"
Bana dediler ki: "Din propagandasını yapan dindarların serbestiyet kanunu geri kalmış. fakat solcular hakkındaki kanunu tâcil edip tasdik etmişler."
Kalbime geldi ki: Bu vatan ve İslâmiyetin maslahatı, herşeyden evvel dindarların serbestiyeti hakkındaki kanunun hem tâcil, hem tasdik ve hem de çabuk mekteplerde tatbik edilmesi elzemdir. Çünkü bu tasdikle Rusya’daki kırk milyona yakın Müslümanı, hem dört yüz milyon âlem-i İslâmın mânevî kuvvetini bir ihtiyat kuvveti olarak bu vatana kazandırmakla beraber, komünistin mânevî tahribatına karşı şimdiye kadar Rusun, Amerika ve İngilize karşı tecavüzünden ziyade bin senelik adavetinden dolayı en evvel bize tecavüz etmesi adavetinin muktezası iken, o tecavüzü durduran, şüphesiz hakaik-i Kur’âniye ve imaniyedir. Öyleyse, bu vatanda herşeyden evvel o acip kuvvete karşı hakaik-i Kur’âniye ve imaniyeyi bilfiil elde tutup dinsizliğin önüne kuvvetli bir sedd-i zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’ânî yapılması lâzım ve elzemdir.
Çünkü dinsizlik Rusu, şimdiye kadar yarı Çin’i ve yarı Avrupa’yı istilâ ettiği halde, bize karşı tecavüz ettirmeyip tevkif ettiren, hakaik-i imaniye ve Kur’âniyedir. Yoksa, Rusların tahribat nevinden mânevî kuvvetlerine karşı adliyenin binden birine maddî ceza vermesiyle; serserilere ve fakirlere, zenginlerin malını peşkeş çeken ve hevesli gençlere ehli namusun kızlarını ve ailelerini mübah kılan ve az bir zamanda Avrupa’nın yarısını elde eden bir kuvvete karşı, ancak ve ancak mânevî bombalar lâzım ki, o da hakaik-i Kur’âniye ve imaniye atom bombası olup o dehşetli solculuk cereyanını durdursun. Yoksa, adliye vasıtasıyla yüzden birine verilen maddî ceza ile bu küllî kuvvet tevkif edilmez.
Onun için, dindar milletvekilleri bu tacili lâzım gelen hakikati tehir etmelerinden, çok defa tecrübelerle gördüğümüz gibi bu defa da küre-i hava şiddetli soğuğu ile buna itiraz ediyor.

Lügat Sözlük

ADLİYE - Adalet dâiresi.

ALÂMET - Belirti, işaret.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BİLFİİL - Bizzat kendi çalışması ile; kendi yaparak.

DÂHİLÎ - İçe âit, içe dönük.

EHLÎ - Evcil.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HAKİKAT - Gerçek.

HİDDET - Öfke, kızgınlık, gazab.

İHTAR - Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.

İHTİYAT - Yedek; sakınma, tedbirlilik.

İSTİFÂDE - Yararlanma, faydalanma.

İSTİLÂ - Kaplama, yayılma, ele geçirme.

İTİRAZ - Kabul etmediğini belirtme, karşı çıkma.

KÜLLÎ - Bütüne mensup parçalardan ve fertlerden meydana gelen, umumî, bütün.

MADDÎ - Madde ile alâkalı.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MÜBÂH - Günâhı ve sevâbı olmayan yeme, içme, yürüme gibi günlük davranışlar.

MUHÂLİF - Uymayan, zıt olan, karşı duran.

PEŞKEŞ - Karşılıksız vermek. Haksız yere birşeyi vermek.

SERBESTİYET - Rahat ve serbest olma hâli.

TÂCİL - Acele ettirme, hızlandırma, çabuklaştırma.

TAHAMMÜL - Sabretme, katlanma, dayanma.

TAHRİBÂT - Yıkımlar, bozmalar.

TASDİK - Onaylama, doğrulama.

TATBİK - Yerine getirme, îfâ etme.

TECÂVÜZ - Haddini aşma; söz veya hareketle ileri gitme, saldırma.

TEHİR - Ertelemek.

TEVKİF - Hapsetmek, durdurmak.

UMÛMİ - Genel.

YAKÎN - Hiç bir şekilde şüphe edilmeyecek derecede kesin olan ilim, bilgi.

ZELZELE - Sarsıntı. Deprem.

ZEMİN - Yer; yüzey, satıh.

ZİYÂDE - Fazla, çok.

ZÜLKARNEYN - Doğudan Batıya hükmeden büyük bir hükümdarın yaptırdığı dağ büyüklüğünde ve kuvvetindeki sed, kale.