Emirdağ Lâhikası - Kalbe İhtar Edilen İçtimai Hayatımıza Bir Hakikat

Gösterim

küçült - kapat X
Kalbe ihtar edilen içtimaî hayatımıza ait bir hakikat
Bu vatanda şimdilik dört parti var. Biri halk Partisi, biri Demokrat, biri Millet, diğeri İttihad-ı İslâmdır.
İttihad-ı İslâm Partisi, yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini siyasete âlet etmemeye, belki siyaseti dine âlet etmeye çalışabilir. fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.
Halk Partisi ise: Hakikaten acip ve zevkli bir rüşvet-i umumîyi kanunlar perdesinde bazı memurlara verdikleri için, yirmi sekiz senelik bütün cinâyatıyla başkaların cinâyâtı ve İttihatçıların ve mason kısmının seyyiatları da o partiye yükletildiği halde, Demokratlara bir cihette galip hükmündedirler. Çünkü ubudiyetin noksaniyetiyle enaniyet kuvvet bulur, nemrutçuluklar çoğalır. Bu benlik zamanında, memuriyet hakikatta bir hizmetkârlık olduğu halde, bir hâkimiyet, bir ağalık, bir nemrutçulukla nefse gayet zevkli bir hâkimiyet mertebesini bir kısım memurlara rüşvet olarak verdiği için, bütün o acip cinayetlerle ve kendinden olmayan ceridelerin neşriyatıyla beraber bana yapılan muamelelerinden hissettim ki, bir cihette mânen Demokratlara galip geliyorlar. Halbuki, İslâmiyetin bir kanun-u esasîsi olan, hadis-i şerifte yani, "Memuriyet, emirlik ise, reislik değil, millete bir hizmetkârlıktır." Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyetin bu kanun-u esasîsine dayanabilir. Çünkü kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer. İstibdad, mutlak keyfî olur.
Millet Partisi ise: Eğer İttihad-ı İslâmdaki esas olan İslâmiyet milliyeti ki, Türkçülük onun içinde mezc olmuş bir millet olsa, o Demokratın mânâsındadır, dindar Demokratlara iltihak etmeye mecbur olur. frenk illeti tâbir ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, âlem-i İslâmı parçalamak için içimize bu frenk illetini aşılamış. fakat bu hastalık ve fikir, gayet zevkli ve câzibedar bir hâlet-i ruhiye verdiği için, pek çok zararları ve tehlikeleriyle beraber, zevk hatırı için her millet cüz’î-küllî bu fikre iştiyak gösteriyorlar.
Şimdiki terbiye-i İslâmiyenin za’fiyetiyle ve terbiye-i medeniyenin galebesiyle ekseriyet kazanarak başına geçerse, ekseriyet teşkil etmeyen ve ancak yüzde otuzu hakikî Türk olan ve yüzde yetmişi başka unsurlardan olanlar, hem hakikî Türklerin, hem hâkimiyet-i İslâmiyenin aleyhine cephe almaya mecbur olacaklar. Çünkü, İslâmiyetin

"Milletin efendisi, onlara hizmet edendir." el-Mağribî, Câmiu’ş-şeml, 1:450, hadis no: 1668; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:463.

Lügat Sözlük

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

CÂZİBEDAR - Çekici, câzibeli.

EKSERİYET - Çoğunluk.

ENÂNİYET - Benlik, gurur.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FRENK - Avrupalı.

GAYET - Çok, pek çok.

HADÎS - Peygamberimizin (a.s.m) sözü, emri, hâl ve hareketini anlatan söz veya yazı.

HAKİKAT - Gerçek.

HAKİKÎ - Gerçek.

HAKÎMİYET - Hikmetlilik, faydalılık, güzel gayelilik.

HÂKİMİYET - Tasarruf etme. İdâre etme. Üstünlük.

HALK - Yaratma, var etme.

İÇTİMÂÎ - Sosyal hayatla ilgili.

İHTAR - Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.

İLTİHAK - Karışma, katılma, yapışma, bitişme.

İŞTİYAK - Aşırı istek, ihtiyaç duymak.

KEYFÎ - İsteğe, arzuya göre.

MÂNEN - Mânâ îtibâriyle ve mânevî olarak.

MASON - Dinsiz, îmânsız; din ve îmân düşmanı bir cemiyete mensup.

MEMURİYET - Memurluk.

MEZC - Katma, kaynaştırma, karıştırma, birleştirme.

MÜTEDEYYİN - Dindar.

MUTLAK - Salıverilmiş, serbest bırakılmış. Katî, şüphesiz, asla bir şarta bağlı olmayan, yalnız, tek, sınırı ve sonu olmayan. Kesin olarak.

RÜŞVET - Bir iş gördürmek için, vazifeli olan kimseye haram olarak verilen para vesâir menfaat ve fayda.

TÂBİR - Mânâsı olan söz, deyim, terim.

TEŞKİL - Meydana getirme, ortaya koyma.

UNSURCULUK - Milliyetçilik, ırkçılık.

VİCDÂN - İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan mânevî bir his.