Emirdağ Lâhikası - Nur Talebeleri Asayişçidirler

Gösterim

küçült - kapat X
Nur talebeleri âsâyişçidirler
Âsâyişi muhafaza ettiklerinin delil-i kat’îsi şudur: Altı vilâyetin altı zabıta dairesi, 600 bin talebelerin yirmi sekiz sene zarfında haksız muamelelere mâruz kaldıkları halde hiçbir vukuatlarını kaydedememeleri, hattâ afyon Savcısının asayiş ithamına mukabil Üstadımız demiş: "Bu yirmi sekiz senede bir tek vukuatı gösterebilir misiniz? Mâdem gösteremediniz, nasıl bu ithamı ileri sürüyorsunuz? Yalnız küçük bir talebenin başka bir meseleden küçük bir vukuatından başka ve 600 bin talebeden hiçbir vukuatları olmadığı kat’î ispat eder ki, âsâyişi Nur talebeleri muhafaza ediyorlar" diye Afyon’da savcıya demiş ve susturmuştur.
• • •

Aziz kardeşlerim,
Bu defa motorlu kayık içinde Eğirdir’den Barla’ya giderken denizin dehşetli, emsalsiz fırtınası leyle-i Kadirdeki dehşetli hastalık gibi, zahmet noktasını kaldırıp büyük bir rahmete vesile olduğunu sizlere müjde veriyorum. Altı arkadaşla beraber şehid olmak, yedi ihtimalden altı ihtimalle deniz bize geniş bir kabir olmak için zemin hazırlandı. fakat o hal altında, mükerrer tecrübelerle yağmurun Risale-i Nur’la alâkadarlığı ve şimdi çok zamandır yağmura şiddetli ihtiyaç olduğu bu zamanda Risale-i Nur’un gizli düşmanlarının tehlikesinden ve geniş plânından kurtulmasına bir işaret olarak o dehşetli hâletimiz bir sadaka-i makbule hükmüne geçtiği remziyle, o rahmet-i İlâhîden gelen emr-i Rahmânîyi imtisalindeki iştiyakla yağmurun bir annesi olan bu deniz, o rahmete dair emr-i İlâhîyi gayet heyecanla ve iştiyakla, acelelikle getirmek için, bir şefkat tokadı nevinden Nur talebeleri olan bizim başımızı tokatla yüzümüzü ve gözümüzü yağmurla okşadı.
Biz bu hâleti zahiren hiddet, mânen şefkatkârâne okşamak nev’inde gördük. Ben daha fırtına ve yağmur başlamadan evvel hiss-i kablelvuku ile, hazine-i rahmete bir anahtar olacak dehşetli ve heyecanlı bir musibet hissettiğimden, mütemadiyen Cevşen’i ve Şâh-ı Nakşibend’in virdini okuyordum. Denizin o dehşeti içinde kemâl-i şevkle o mübarek denizi kabir olarak kabul ediyordum. Böyle kaza ile vefat eden şehid hükmünde olduğu gibi, şehid de velî hükmünde olmasından, altı arkadaşıma acımadım. Yalnız içinde bulunan çocuğa bir parça acıdım. O kayığın makinesi bozulduğu ve yelkeni de, rüzgâr onun aksiyle geldiği için fayda vermediğini

Lügat Sözlük

AFYON - Uyuşturucu, ağrı kesici.

ÂSÂYİŞ - Emniyet, güvenlik.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

DÂİR - Ait, ilgili.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAYET - Çok, pek çok.

HİDDET - Öfke, kızgınlık, gazab.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

KABİR - Mezar.

KAZÂ - Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak; birdenbire olan musîbet, beklenmedik belâ. Kaderde takdir edilenlerin, zamanı gelince meydana gelmesi.

MÂNEN - Mânâ îtibâriyle ve mânevî olarak.

MÂRUZ - Birşeyin karşısında ve tesiri altında bulunan, uğrama.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUHÂFAZA - Korumak.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MÜKERRER - Birçok kere tekrarlanmış.

MUSÎBET - Belâ, felâket, hastalık, dert, sıkıntı, ezâ, başa gelen acı durumlar.

MÜTEMÂDİYEN - Aralıksız, durmadan, devamlı sûrette.

ŞEFKAT - Karşılıksız, samimi sevgi besleme; başkasının kederiyle alâkalı olma, acıyarak merhamet etme.

ŞEFKATKÂRÂNE - Şefkatlı bir şekilde. Acıyarak, merhamet ederek.

ŞEHİD - Allah yolunda canını fedâ eden Müslüman.

VEFÂT - Ölüm.

VELÎ - Evliyâ, Allah`ın sevgili kulu.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.

ZÂBITA - Emniyet görevlisi.

ZÂHİREN - Görünüşte.

ZAHMET - Sıkıntı, eziyet, zor.

ZEMİN - Yer; yüzey, satıh.