Emirdağ Lâhikası - Üstadımızın Afyon Mahkeme Heyetine Gönderdiği Yazının Suretidir

Gösterim

küçült - kapat X

Nur’daki âzamî ihlâsı kırmamak için ve o ihlâsın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garpta, hem kim olursa olsun, okudukları Fatihalar o ruha gider.
"Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle, beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek" dedi.
Hizmetinde bulunan talebeleri
• • •
Üstadımızın afyon Mahkeme heyetine gönderdiği yazının suretidir.
Bugün sizi tebrik ve size teşekkür için Afyon’a geldim. Çoktan beri kitaplarımızın zayi olmaması için ziyade muhafaza ettiğinize teşekkür ederim. Ve şimdi Ankara’ya göndereceğinizden sizi tebrik ederim. On sene evvel hususî olarak birisinin birisine yazdığı ve bazan da benim namımla yazılıp imzam bulunmayan ve neşrolmayan hususî mektuplar evvelce mahkemenizce tetkik edilip medâr-ı mes’uliyet birşey bulunmadığından nazar-ı itibara alınmadı. Hem mürur-u zamana uğramış ve neşredilmemiş ve af kanunları görmüş, malûmatım olmamış ve Risale-i Nur kitaplarıyla alâkası olmayan mektupları yeniden nazar-ı dikkate almak, hem ehl-i adaleti, hem ehl-i vukufu lüzumsuz meşgul edeceğinden böyle işgal etmemesi ve işimizin tehire uğramaması için mezkûr hususî mektuplarım o mübarek kitaplara takılmaması adaletinizden temenni ediyoruz.
Bu mübarek adliye iki defa o kitapların beraatle iadesine karar verdiği halde, bazı esbaba binaen mahpus kalmış. Aynı kitapları bazan tamamını, bazan ele geçirilen kısmını beş mahkemenin iade ettiklerini ve beş emniyet dairesi de sahiplerine teslim ettiklerini size haber veriyoruz. İnşaallah adaletiniz ve hüsn-ü niyetiniz bu defa da iadesine vesile olacak.
Hasta
Said Nursî
• • •

Lügat Sözlük

ADLİYE - Adalet dâiresi.

AFYON - Uyuşturucu, ağrı kesici.

ÂZAMÎ - En fazla, en çok.

BES - Yeter, yeterli.

BİNÂEN - Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.

EMNİYET - Güvenlik, asayiş.

HAKİKAT - Gerçek.

HUSUSÎ - Özel.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İŞGAL - Zabtetme. Oyalama. İstilâ etme.

MAHPÛS - Hapsedilmiş.

MEN - Yasaklama, engelleme, mâni olma.

MEZKÛR - Sözü edilen, zikredilen, bahsedilen.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUHÂFAZA - Korumak.

SAÎD - Memnun, mutlu.

TEBRİK - #Cenab-ı Hak daha da arttırsın# manasında duada bulunarak sevincini bildirme.

TEMENNÎ - İstemek, dilemek, arzu etmek.

TETKİK - İnceleme, araştırma.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.

ZÂYİ - Elden çıkan, kaybolan, zarar, ziyan, kayıp.

ZİYÂDE - Fazla, çok.