Emirdağ Lâhikası - Acib Bir Hadise

Gösterim

küçült - kapat X

hava niyetiyle kırşara çıkıyor. Hiçbir kalabalık yere gidemiyor. Hatta camiyede gidemiyor. Odasından çıktığı vakit, hemen hususi otomobiline bir veya iki hizmetçisiyle biniyor. Bazan da haftada bir veya iki defa kira ile tuttuğu Eğridir’deki evine gidiyor. Birkaç saat kaldıktan sonra yine Ispattadaki ikametgahına dönüyor.
Bugünde yine Eğridire gitmişti. Tam evinin önünde birisi rast geldi ve bize hitaben "Derhal Ispartaya dönmenizi emrediyorum" dedi. Biz önce kim olduğunu bilemedik. Sonra anladık ki, Eğridir’e birkaç gün evvel Van vilayetinin bir kazasından gelen yeni kaymakam imiş. Biz, "Hangi kanun veya hangi talimat nizamnameye istinaden arabamızın önüne geçip şehre girmeyi men ediyorsunuz?" diye bu keyfi ve kanunsuz harekete mukavemet edeceğimiz anda, Üstadımız said Nursi bizi bundan men etti. Hem de said Nursi’ye sarsılmaz bağlılık ve büyük bir hürmetleri olan şehirli ve köylü ahalinin hususan pazar münasebetiyle bugün kalabalık olmasıyla, kanun hilafına hareket ettirilen bir kimsenin yüzünden çıkacak herhangi bir hadiseyi önlemek için geriye dönülmüştür.
Şöyle kanaatımız geldi ki: Üstadımız said Nursi siyasete katiyen karışmadığı ve insanlarla görüşmediği halde, Risale- Nur’un Anadolu ve Şark vilayetlerinde ve hatta alem-i İslamda fevkalade hüsn-ü kabul görmesi ve Ankara’da hükümetin müsaade teyidiyle büyük mecmuaların resmen tab’ edilmesi ve bütün mahkemelerinden beraat kazanması sebebiyle, Risale-i Nur’la alakadar olan çok büyük bir kütle Demokraat lehinde olarak hareket ettiklerinden ve bilhassa bu vaziyet şark vilayetlerinde pek zahir müşahede edildiğinden, Nur Talebeleriyle hükümetin maabeynini bozmak için bazı zındıklar ve eski parti taraftarlarının planıyla bu yeni kaymakamı, asayiş ve din aleyhinde olan, böyle muameleye vesile yapmışlar.
Üstadımız en cebbar firavunlara karşı izzet-i İslamiyeyi muhafaza edip baş eğmediği ve hatta esareti vaktinde Rus’un başkumandanına kıyam etmeyerek ve idamı kabul edecek derecede bir izzet-i diniyeyi taşıdığı halde, bu mübarek vatanda asayişe zarar gelmemek için, en küçük bir jandarmanın dahi hürmetsiz ve ismetsiz muamelesine ses çıkarmıyor, sabırla karşılıyor. Sebebi de Kur’an ’ın bir kanun-u esasisi olan sırrıyla ,"Bir adamın cinayetiyle başkası mesul olamaz-kardeşi de olsa."
Said Nursi Risale-i Nur okuyanlara, hususan bütün vilayat-ı şarkiyedekilere Nur dersleriyle demiş ki: "Dahili asayişe ilişmek, yüzde on cani yüzünden doksan masuma zulüm ve zarar vermektir. Onun için, Risale-i Nur okuyanlara ilişmek değil, muhafaza etsinler." İşte bu sır için siyasete ilişmiyor. Asayişi bütün kuvveyiyle muhafazaya çalışıyor. Yine bugün de, bu müessif hadiseden dolayı kaymakama hiddet etmemiş, bilakis selam göndererek hakkını helal ettiğini bildirmiştir. asayiş lehinde izzetini ve milletin ahireti için dünyasını ve hatta lüzum olsa ahiretini

Lügat Sözlük

ALÂKADAR - Alâkalı, ilgili.

ÂSÂYİŞ - Emniyet, güvenlik.

BERÂAT - Heybetlilik, büyüklük, sağlamlık, dayanıklılık, kavîlik; ilim, cesâret ve diğer güzel vasıflarda emsâlinden üstünlük.

BİLÂKİS - Aksine, tersine.

CÂNİ - Cinâyet işleyen.

CEBBÂR - İstediğini mutlak yapan; dilediğine muktedir olan; büyüklük, azamet ve kudret sahibi Allah.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

HELÂL - Dînen yapılmasına izin verilen.

HİDDET - Öfke, kızgınlık, gazab.

HİTÂBEN - Hitap ederek, seslenerek.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

HUSUSÎ - Özel.

İLİŞMEK - Musallat olmak, rahatsız etmek.

İSTİNÂDEN - Dayanarak, güvenerek.

KÁNUN - Yasa. Emir ve yasaklar.

KATİYEN - Kesin olarak, kesinlikle.

KEYFÎ - İsteğe, arzuya göre.

KIYÂM - Ayakta durmak, ayağa kalkmak, ayaklanmak; ölümden sonra tekrar dirilmek.

MEN - Yasaklama, engelleme, mâni olma.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MÜESSİF - Teessüf ve üzüntü verici.

MUHÂFAZA - Korumak.

MUKAVEMET - Dayanma, karşı koyma, direnme, direnç.

MÜSAADE - İzin.

MÜŞÂHEDE - Görme, seyretme, şâhit olma.

SAÎD - Memnun, mutlu.

ŞARK - Doğu.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

ŞEŞ - Altı.

SIR - Cenâb-ı Hakk`ın isim ve sıfatlarına ait gizli hakikatlerin göründüğü kalpteki duygu.

TÂLİMÂT - Tâlimler, eğitimler; bir iş hakkında hareket tarzını bildiren emirler.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.

ZÂHİR - Görünen, açık, dış yüz.

ZULÜM - Haksızlık, eziyet.