Emirdağ Lâhikası - Vasiyetnâmenin Bir Zeyli

Gösterim

küçült - kapat X

dua ediniz. Hattâ ben tahsin Tola’nın tekrar meb’us olmasını istedim, tâ Nurlara hizmet etsin; fakat onun evvelki hizmeti kâfi geliyor. Kapıyı açmış, daha ihtiyaç kalmadı."
Nur talebelerinden
Mehmet Kaya, Hüsrev, Tâhirî,
Sungur, Zübeyir, Ceylân, Bayram

Haşiye : Üstadımız dedi ki: Dünya cihetiyle meb’us olmadığından, ayda bir miktar banknot kaybetti. Şimdi onun hizmetiyle Sözler mecmuasının neşriyle milyonlar adamlar içinde yalnız benim hisseme mukabil birşey lâzım olsaydı, ben-elli bin lira kadar bana fayda oldu-eğer param olsaydı, böyle azîm bir yekûn ona verecektim. Şimdi bu hakikati nazar-ı dikkate almak lâzım gelirken, tekrar meb’us olsaydı, bu hakikat nazara alınmayacaktı. Onun için bazı dinsiz zâlimlerin parmağıyla kazanmadığından müteessir olmasın.

• • •


Vasiyetnamenin bir zeyli
Eşref Edib’in neşrettiği Tarihçe-i Hayat’ın otuzuncu sayfasındaki Said’in hususiyetlerinden altı nümunesinden yedinci nümunesi ki, mukabelesiz hediyeyi ömründe kabul etmemek, kanaat ve iktisada istinaden, şiddet-i fakriyle beraber, altmış yetmiş sene evvelki kendi talebelerinin tayınatını da kendisi verdiği acip vaziyetin şimdiki bir misâli ve bir sırrı kaç senedir anlaşıldı diye, vasiyetnamenin âhirinde bunu yazmanın zamanı geldi.
Evet, şiddet-i fakr ve istiğna ile hediye almamakla beraber, Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, yasak olmayan daktilo makinesiyle intişar eden Risale-i Nur’un verdiği sermaye ile, şimdi mânevî Medresetü’z-Zehranın dört beş vilâyetinde hayatını Risale-i Nur’a vakfeden ve nafakasına çalışmaya zaman bulamayan fedakâr Nur talebelerinin tayınatına acip bir bereketle kâfi gelen ve Nur nüshalarının fiyatı olan o mübarek sermayeyi ben öldükten sonra da o hâlis, fedakâr kardeşlerime vasiyet ediyorum ki, altmış yetmiş sene evvelki kaidemi yetmiş sene sonraki şimdiki düsturlarıma aynen tatbik etsinler. İnşaallah Risale-i Nur’un tab’ serbestiyeti olsa, o düstur daha fazla inkişaf eder.
Medâr-ı hayrettir ki, o eski zamanda evkaftan

Lügat Sözlük

AZÎM - Büyük.

BANKNOT - Lira mânâsındaki para birimi.

BES - Yeter, yeterli.

DÜSTUR - Kaide, prensip, ölçü, ayar.

EŞREF - En şerefli.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FAKR - Fakirlik, ihtiyaç, yoksulluk, azlık, muhtaçlık.

FEDÂKÂR - Fedâ eden, kıymet ve ehemmiyet verilen bir şey uğrunda herşeyi gözden çıkaran.

HADSİZ - Sınırsız, sonsuz.

HAKİKAT - Gerçek.

HÂLİS - Hilesiz, katıksız, saf, duru; her işi sırf Allah rızâsı için olan.

HÂŞİYE - Dipnot.

İNKİŞÂF - Gelişme, açılma, keşfetme, meydana çıkma; terakkî etme.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İNTİŞAR - Yayılmak, dağılmak; üremek.

İSTİĞNÂ - Allah`tan başka kimsenin minneti altına girmemek, gönül tokluğu.

İSTİNÂDEN - Dayanarak, güvenerek.

KÂFİ - Yeterli.

KANAAT - Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek, kısmetine râzı olmak; inanç.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MÜTEESSİR - Tesir altında kalmış, üzülmüş veya sevinmiş, hissiyâtına dokunmuş, üzüntülü.

ŞÜKÜR - Allah`ın nîmetlerine karşı memnunluk gösterme.

TAHSİN - Beğenmek ve alkışlamak, güzelleştirmek, iyi ve güzel bulmak.

TATBİK - Yerine getirme, îfâ etme.

YEKÛN - Toplam.