Emirdağ Lâhikası - Reis-i Cumhura Ve Başvekile

Gösterim

küçült - kapat X

Emirdağında iki menzilim, Eskişehir’de bir menzilim varken, o mânâsız vaziyet beni o tebdil-i havadan, o menzilleri ziyaret etmekten men edilmeme sebep olduğunu Konya’daki vaziyetten hissetmiştim. Ben kat’iyen kimseyle görüşemiyorum.
Bunun gibi, âdetim hilâfına bana yapılan çok gayr-ı kanunî muameleler var. İşte bu defaki mezkûr vaziyeti beyan eden şu ifâdâtım evvelce yazılan "Mahkeme-i Kübrâya Şekvâ"ya bir zeyil olarak neşredilebilir.
Said Nursî
• • •


Reis-i Cumhura ve Başvekile,
Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki:
Size iki hakikati beyan ediyorum:
Evvelâ: Sizlerin Pakistan ve Irak’la gayet muvaffakiyetkârâne ittifakını, bu millete kemâl-i samimiyetle, sürûr ve ferah ile kazanmanızı bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz. Bu ittifakınızı, inşaallah 400 milyon İslâmın sulh-u umumiyesine ve selâmet-i âmmenin teminine kat’î bir mukaddeme olarak ruhumda hissettim. Ve namaz tesbihatındaki kuvvetli bir ihtar ile bunu size yazmaya mecbur kaldım.
Otuz kırk seneden beri dünyayı ve siyaseti terk ettiğim halde, şiddetli bir alâka ile bu ihtar-ı kalbînin sebebi: Elli seneden beri imanı kurtarmak için gayet kısa bir yolu bulan ve Kur’ân’ın bu zamanda bir mucize-i mâneviyesi olan Risale-i Nur’un Arabistan ve Pakistan’da her yerden daha ziyade tesiratı olduğu ve makbul olması, hattâ aldığımız habere göre, mahkemece tesbit edilen miktarın üç misli Risale-i Nur’un talebelerinin o havalide bulunmalarıdır. Bu sır için âhir hayatımda kabir kapısında bu netice-i azîmeyi görmek ve beyan etmeye ruhen mecbur oldum.
Saniyen: Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında "kulüpler" suretinde büyük zararı görülmesi ve Birinci Harb-i Umumîde yine ırkçılığın istimaliyle mübarek kardeş Arapların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-i umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına emareler görünüyor. Halbuki, menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde, evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezc olmuş, kabil-i tefrik değil. Türk,

Lügat Sözlük

ÂHİR - Son.

ALAKA - Kan pıhtısı.

ALÂKA - İlgi, bağ.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BÎÇARE - Çaresiz, zavallı.

EMEVÎLER - Hz. Muaviyeden başlamak üzere Milâdi 661-750 seneleri arasında saltanat süren ve 14 halife ile tarihe geçen bir devletin sahibi olan Müslüman Araplardan.

EVVELÂ - İlk önce.

FİKRÎ - Fikre, düşünceye ait.

GARİP - Zavallı, gurbette olan.

GAYET - Çok, pek çok.

İHTAR - Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.

İHTİYÂR - İrâde, kendi isteğiyle seçme ve hareket etme, isteme; arzu etme.

ÎMÂNÎ - Îmânla ilgili, îmâna dâir.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İSTİMÂL - Kullanma.

KABİR - Mezar.

KÁNUNÎ - Kanuna göre.

KUSUR - Hatâ. Noksanlık, eksiklik.

MAKBUL - Kabul edilmiş olan, geçerli.

MEN - Yasaklama, engelleme, mâni olma.

MENFÎ - Nefyedilmiş, noksan, negatif, müsbetin zıddı, olumsuz.

MEZC - Katma, kaynaştırma, karıştırma, birleştirme.

MEZKÛR - Sözü edilen, zikredilen, bahsedilen.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MÜCÂHİD - Cihad eden, din için çalışan, din için düşmanla çarpışan.

MUKADDEME - Giriş, ilk söz, başlangıç, önde gelen.

RÛHEN - Ruh bakımından.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SIR - Cenâb-ı Hakk`ın isim ve sıfatlarına ait gizli hakikatlerin göründüğü kalpteki duygu.

SÜRUR - Neşe, sevinç.

TEBRİK - #Cenab-ı Hak daha da arttırsın# manasında duada bulunarak sevincini bildirme.

TEFRİK - Ayırt etme, ayırma.

TESBİT - Sağlam olarak yerleştirme, sağlamlaştırma; birşeyin aslını kesin olarak bulma.

YAKÎN - Hiç bir şekilde şüphe edilmeyecek derecede kesin olan ilim, bilgi.

ZEYİL - Ek, parça, ilâve.

ZİYÂDE - Fazla, çok.