Emirdağ Lâhikası - Bera-i Malumat Hem Resmi Zatlara Hem Dostlara Mühim Bir Hakikati Beyan Ediyoruz

Gösterim

küçült - kapat X

olmayacak; hem vazife-i İlâhiyeye karışmamak için kader-i İlâhî hakkımdaki bu şiddetli hâlete aleyhimde değil, lehimde olarak fetva verdi, müsaade etti. Ben yanımdaki vasiyetnamemdeki evlât kabul ettiğim küçük evlâtları tevkil ediyorum. Onlarla konuşanı benimle konuşmuş gibi kabul ediyorum...

Kardeşiniz said Nursî
Üstadımızın bu hastalığı gösteriyor ki, gizli dinsizler konuşturmamak için bir ilâç bulmuşlar, yedirmişler. Elhasıl, Üstadımızın musafahadan, sohbetten ve konuşmaktan men edildiğini biz de görüyoruz.
Üstadımızın hizmetinde bulunan
Tahirî, Zübeyir, Ceylân, Hüsnü, Bayram
• • •

Berâ-yı malûmat hem resmî zatlara, hem dostlara mühim bir hakikati
beyan ediyoruz:


Üstadımız gençliğinde ve hattâ çocukluğundan itibaren izzet-i ilmiyeyi muhafaza için şiddetle halktan istiğna ediyordu. Zekât ve sadakayı kat’iyen almadığı gibi, İkinci Mektupta da beyan edildiği üzere, hediyeyi kabul etmiyordu. Bu halin, şimdiki ihtiyarlık ve zayıflık zamanında devam edebilmesi için, Cenab-ı Hakkın rahmetiyle, o istiğna düsturu hastalığa inkılâp etti. Yani mukabilsiz bir lokma alsa, derhal hasta olur. O lokmayı yiyemiyor.
Üstadımız gençliğinde bu kadar muhtaç değildi. Tek başına yaşadığı zamanlar pek az bir masraf kendisine kâfi idi. Şimdi pek çok talebelerine tayın verdiği ve birkaç hastalıkla hasta bulunduğu bir zamanda, o istiğna düsturunun muhafazası için, rahmet-i İlâhiye onu mukabilsiz hediyelerden hasta ediyor.
Aynen öyle de, Üstadımıza hürmet dahi mânevî bir hediye gibi olduğundan, şiddetle nâsın hürmetinden ve elini öpmesinden kaçıyordu. Tarihçe-i Hayatının ve İhtiyarlar Lem’asının şehadetiyle, gençliğinde emsallerinin fevkinde olarak, Siirt’in Tillo kasabasında inzivaya girmişti. Ağrı vilâyetinde Şeyh Ahmed Hânî Hazretlerinin türbesine kapandı. Rusya’ya esir düştüğünde, doksan kadar esir zabit kendisinin dinî derslerini şevkle dinledikleri halde, üsera kampında Tatarların küçük hâli bir camiinde bir yer bularak orada yalnızlığa çekildi. İstanbul’da

Lügat Sözlük

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

ELHÂSIL - Kısacası, netice olarak, özetle.

ESÎR - Bütün kâinatta bulunan ve her tarafı kaplamış olan lâtif madde; uzayda elektrik, ışık ve sıcaklığın yayılmasına vasıtalık eden madde.

FETVÂ - Bir mesele hakkında ehil olan kimse tarafından verilen dînî hüküm.

FEVKINDE - Üstünde, yukarısında.

HÂLÎ - Hâl ile, vaziyet ile; tavra âit, şimdiki hâle mensup.

HÜRMET - Saygı.

İLÂHÎ - Allah tarafından olan.

İNKILÂP - Bir halden diğer bir hâle geçme; değişme, köklü değişim.

İSTİĞNÂ - Allah`tan başka kimsenin minneti altına girmemek, gönül tokluğu.

KÂFİ - Yeterli.

MÂLÛMÂT - Bilgiler.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MASRAF - Harcama.

MEN - Yasaklama, engelleme, mâni olma.

MUHÂFAZA - Korumak.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUHTAÇ - İhtiyaç duyan.

MÜSAADE - İzin.

SAÎD - Memnun, mutlu.

ŞEYH - Tarikat dersi veren mânevî lider, mürşid.

TAYIN - Ekmek, erzak, yiyecek.

TÂYİN - Yerini belli etme, belirli kılma.

TEVKİL - Vekil tâyin etme.

ÜSERÂ - Esirler.

ZÂBİT - Subay, askeri kumanda eden rütbeli asker, kuvvetli, yavuz; zabteden.

ZEKÂT - Malın belli bir miktarını her sene fakirlere dağıtmak.