Emirdağ Lâhikası - Bana Hizmet Eden Küçücük Bir Risale-i Nur Talebesinin Çoklar Namına Sorduğu Sualine Cevaptır

Gösterim

küçült - kapat X



BANA HİZMET EDEN KÜÇÜCÜK BİR RİSALE-İ NUR TALEBESİNİN
ÇOKLAR NAMINA SORDUĞU SUALINE CEVAPTIR.

Sual : Üstadım, yağmur duası ve namazın neticesi görünmedi, faydasız kaldı. İki üç defa bulut toplandı, yağmur vermeden dağıldı. Neden?
Elcevap : Yağmursuzluk, bu çeşit dua ve namazın vaktidir, illeti ve hikmeti değil. Nasıl ki güneş ve ayın tutulması zamanında küsuf ve husuf namazı kılınır ve güneşin gurubuyla akşam namazı kılınır; öyle de, yağmursuzluk, kuraklık, yağmur namazının ve duasının vaktidir. İbadet ve duanın sebebi ve neticesi emir ve rıza-i İlahidir, faydası uhrevidir. Eğer namazdan, ibadetten dünyevi maksatlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz battal olur. Mesela, akşam namazı güneşin batmaması için ve husuf namazı ayın açılması için kılınmaz. Öyle de, bu nevi ibadet, yağmuru getirmek için kılınsa yanlış olur. Yağmuru vermek Cenab-ı Hakkın vazifesidir. Biz vazifemizi yaptık; Onun vazifesine karışmayız.
Gerçi yağmur namazının zahir neticesi yağmurun gelmesidir; fakat asıl hakiki, en menfaatli neticesi ve en güzel ve tatlı meyvesi şudur ki: Herkes o vaziyetle anlar ki, onun tayınını veren babası, hanesi, dükkanı değil; belki onun tayınını ve yemeğini veren, koca bulutları sünger gibi ve zemin yüzünü bir tarla gibi tasarrufunda bulunduran bir Zat, onu besliyor, rızkını veriyor. Hatta en küçücük bir çocuk da, daima aç olduğu vakit validesine yalvarmaya alışmışken, o yağmur duasında, küçücük fikrinde büyük ve geniş bu manayı anlar ki: Bu dünyayı bir hane gibi idare eden bir Zat, hem beni, hem bu çocukları, hem validelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. O vermese, başkalarının faydası olmaz. Öyleyse Ona yalvarmalıyız der, tam imanlı bir çocuk olur. Bu münasebetle kısacık altı nokta beyan edilecek.

Allahın adıyla. Onu her türlü kusur ve noksandan tenzih ederiz.

Lügat Sözlük

AKSÂM - Kısımlar, bölümler.

BATTAL - Bâtıl, boş, hükümsüz.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

DÜNYEVÎ - Dünyaya âit, dünya ile ilgili.

ELCEVAP - Cevap, cevaben.

EMÎR - İş, buyruk; idâreci.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HAKİKÎ - Gerçek.

HÂNE - Ev, mesken.

HUSÛF - Ay tutulması, perdelenmek, Dünya gölgesinin Ay üzerine gelmesi; bir şeyin ışığının gitmesi.

İBÂDET - Kulluk vazifesi.

KÜSÛF - Güneş tutulması, Ay`ın dünya ile Güneş arasına gelerek Dünya üzerinde gölge yapması.

KÜŞÛF - Keşifler, keşfiyatlar.

KUSUR - Hatâ. Noksanlık, eksiklik.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NİYET - Kasd, kalbin bir şeye yönelmesi.

SUÂL - İsteme, sorma.

SUDÛR - Çıkma, meydana gelme, sâdır olma.

TENZİH - Allah`ı her çeşit kusur, noksan ve ortaktan uzak bilip söylemek.

ZÂHİR - Görünen, açık, dış yüz.

ZÂT - Kendi, aslı.

ZEMİN - Yer; yüzey, satıh.