Tarihçe-i Hayat - Birinci Kısım : İlk Hayatı

Gösterim

küçült - kapat X
BİRİNCİ KISIM

İLK HAYATI

BEDİÜZZAMAN said Nursî, (R.1293-M.1878) tarihinde Bitlis vilayetine bağlı hizan kazasının İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur. Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye’dir. Dokuz yaşına kadar peder ve validesinin yanında kaldı. O esnada, bir halet-i rûhiye tahsilde bulunan büyük biraderi Molla Abdullah’ın ilimden ne derece feyizyab olduğunu tetkike sevk etti. Molla Abdullah’ın, gittikçe tekamül ederek köydeki okumamış arkadaşlarından okumakla tezahür eden meziyetini düşünüp hayran kaldı. Bunun üzerine ciddî bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri İsparit ocağı dahilinde bulunan Tağ köyünde Molla Mehmed emin Efendinin medresesine gitti. fakat fazla duramadı. Halet-i fıtriyeleri icabı, daima izzetini Haşiye koruması ve hatta amirane söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi medreseden ayrılmasına sebep oldu.Tekrar Nurs’a döndü. Nurs’ta ayrıca bir medrese olmadığından, dersini büyük biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlere hasrederdi. Bir müddet sonra Pirmis karyesine, sonra hizan şeyhinin yaylasına gitti. Burada da tahakküme tahammülsüzlüğü, dört talebe ile geçinmemesine sebep oldu. Bu dört talebe, birleşip kendisini daima taciz ettiklerinden, birgün Şeyh seyyid Nur Muhammed Hazretlerinin huzuruna çıkıp, izhar-ı acz ile arkadaşlarını şikayet etmeyerek şöyle dedi:

"Şeyh Efendi, bunlara söyleyiniz, benimle döğüştükleri vakit dördü birden olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler."

Seyyid Nur Muhammed, küçük Said’in bu mertliğinden hoşlanarak, "Sen benim talebemsin; kimse sana ilişemez" buyurdu.

Bu hadiseden sonra "Şeyh Talebesi" diye yad edildi.

Burada bir müddet kaldıktan sonra, biraderi Molla Abdullah ile beraber Nurşin köyüne geldiler. Yaz olması dolayısıyla, ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan Yaylasına gittiler. Orada, biraderi Molla Abdullah ile birgün döğüşmüş; Tagî Medresesi müderrisi Mehmed emin Efendi, küçük Said’e, "Ne için kardeşinin emrinden çıkıyorsun?" diye işe karışmış.



Haşiye: Molla Said’de küçük yaşta görülen bu izzet, nefse muhabbetten gelmiyordu. Kader-i İlahî, istikbalde i’la-i kelimetullah vazifesini inayetiyle vereceği bir abdine, o vazifeyi bihakkın îfası için lazım olacak hasletlerden biri olan izzet-i ilmiyeyi vermişti. Molla Said, henüz o zaman bunun mahiyet ve hikmetini belki bilemiyordu; fakat zaman gösterdi ki, şimdi muhteşem bir ağaç mahiyetini alan Risale-i Nur’un muazzam ve geniş hizmetinin levazımatından olan izzet-i ilmiyeyi Cenab-ı Hak, Molla Said’in rûhunda, ta o zaman küçük bir çekirdek olarak derc etmişti.

Lügat Sözlük

ÂCZ - Güçsüzlük, kudretsizlik.

ÂDİ - Basit,sıradan.

AHÂLİ - Halk.

ÂMİRÂNE - Âmir edâsıyla, emredercesine.

BEDİÜZZAMAN - Zamanın eşsiz güzeli.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BİHAKKIN - Hakkıyla.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

DERC - İçine alma, katma, koyma, yerleştirme.

EMÎN - Kalbinde korku ve endişesi olmayan, korkusuz, güvenilir, güvenen, inanan.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEYİZYÂB - Feyiz almak. Berekete mazhar olmak. İlim, irfan kazanmak.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HÂŞİYE - Dipnot.

HAYATÎ - Hayat işareti ve belirtisi olan.

HIZAN - Hazine.

İCÂBÎ - Îcâba âit, lâzım, gerekli, zaruretle ilgili.

İLÂHÎ - Allah tarafından olan.

İZZET - Şeref, üstünlük; değer, kıymet, yeterlilik.

KELİMETULLAH - Allah`ın kelâmı; Şeriat. Kur`ân.

MÂHİYET - Birşeyin aslı, içyüzü, esâsı.

MEDRESE - İslâm tarihi boyunca üniversite seviyesinde eğitim yapılan müessese.

MUAZZAM - Büyük, iri, kos koca.

MUHTEŞEM - İhtişamlı, göz alıcı.

PEDER - Baba.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SEVK - Önüne katıp sürme.

ŞEVK - Çok şiddetli arzu, neş`e. Moral.

ŞEYH - Tarikat dersi veren mânevî lider, mürşid.

SEYYİD - Efendi, büyük, önder.

TÂCİZ - Huzursuz etme, sıkıntı verme, rahatsız etme, canını sıkma; güçsüz bırakma, âciz etme, âciz görme.

TÂĞÎ - Azgın, azmış, isyan eden. Kibirli ve akılsız olan.

TAHAMMÜL - Sabretme, katlanma, dayanma.

TEKÂMÜL - İlerleme, olgunlaşma, mükemmelleşme.

TEZÂHÜR - Görünme, belirme, ortaya çıkma.

YÂD - Anma, hatırlama, hatırda tutmak.