Tarihçe-i Hayat - İkinci Kısım : Barla Hayatı

Gösterim

küçült - kapat X
İKİNCİ KISIM
telif ettiği yer.">barla HAYATI

RİSALE- İ NUR’UN ZUHURU

Üstad bediüzzaman said Nursî’nin Şarkî Anadolu’da dünyaya gelişinden îtibaren geçirdiği hayat safhalarını buraya hadar birer birer gördük, temaşa ettik. Şimdi, geçen kırk-elli senelik hayatının neticesi ve meyvesi hükmünde, tarihin pek ender kaydettiği cihan vüs’atindeki muazzam bir davaya giriyoruz. Bütün maddi ve manevî zulmetleri izale edip, alemi nûruyla ziyalandıracak olan RİSALE-İ NUR meydana çıkıyor; dünya ilim ve irfan sahasına Türkiye’den bir güneş doğuyor.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN VİLAYAT-I ŞARKİYEDEN
GARBÎ ANADOLU’YA NEFYEDİLMESİ,
RİSALE-İ NUR’UN ZUHURU, TELİF VE NEŞRİ


Van’da, mezkûr mağarada yaşamakta iken, Şarkta ihtilal ve isyan hareketleri oluyor.
"Sizin nüfûzunuz kuvvetlidir" diyerek, yardım isteyen bir zatın mektubuna,
"Türk milleti asırlardan beri İslamiyete hizmet etmiş ve çok velîler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılınç çekilmez; siz de çekmeyiniz, teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Millet, irşad ve tenvir edilmelidir" diye cevap gönderiyor.
Fakat, yine, hükûmet Bediüzzaman’ı Garbî Anadolu’ya nefyediyor. Van’da mağaradan çıkarılıp Anadolu’ya hareket etmek üzere jandarmalarla sevk edilirken, yollara dökülüp, "Aman Efendi Hazretleri, bizi bırakıp gitme.

Lügat Sözlük

BARLA - Isparta`nın bir ilçesi, Bediüzzaman Hazretlerinin 1926-1934 yılları arasında, sekiz yıl sürgün olarak kaldığı ve Risâle-i Nurların büyük bir kısmını telif ettiği yer.

BEDİÜZZAMAN - Zamanın eşsiz güzeli.

CİHAN - Dünya, âlem, kâinat.

ENDER - İçinde; nâdir olan, az bulunan.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HAYATÎ - Hayat işareti ve belirtisi olan.

İHTİLÂL - Ayaklanma, devlete isyan, bozukluk, karışıklık.

İRFAN - İlim, bilgi, anlayış.

İRŞAD - Doğru yolu gösterme; gafletten uyandırıp hidâyet yolunu gösterme.

İSYAN - Baş kaldırmak, söz dinlememek, ayaklanmak.

İZÂLE - Ortadan kaldırma, yok etme.

MADDÎ - Madde ile alâkalı.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MEZKÛR - Sözü edilen, zikredilen, bahsedilen.

MUAZZAM - Büyük, iri, kos koca.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SEVK - Önüne katıp sürme.

ŞEVK - Çok şiddetli arzu, neş`e. Moral.

TELİF - Kitap yazma; eser, kitap.

TEMÂŞÂ - Hoşlanarak bakmak, seyretmek, ibretle bakmak.

TENVİR - Nurlandırma, aydınlatma.

ÜSTAD - İlim veya sanatta üstün olan kimse, usta, sanatkar, muallim.