Münazarat - İfâde-i Merâm ve Uzunca Bir Mâzeret

Gösterim

küçült - kapat X


İfâde-i Merâm ve Uzunca Bir Mâzeret


Yâ eyyühe’n-nâzır!

Hasenâtı seyyiâtına, sevâbı hatâsına tereccüh edenler, mağfiret ve affa müstehaktırlar.

İşte, iki inkılâp beni iki telif-i müşevveşe mecbur etti; iki rıhlet dahi, iki kitabı ilhâm ettirdi. Şu eserlerden herbirisi Kürt olduğu gibi, aynı halde Türk, aynı vakitte Araptır. Güyâ herbir eser Arap abâsını iktisâ ve Türk pantolonu giymiş külahlı bir Kürttür. Böyle acîbü’ş-şekil bir telif, telif kânununa muhâlefetle muâheze olunmamak gerektir.

Evet, benim hakkım sükût idi; zîra âcizim. Biliyorum, âsârım rağbete şâyân değildir. fakat Sâdi’nin



Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Lügat Sözlük

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

ESER - Yapı, birinin meydana getirdiği şey, kitap; birşeyin varlığına işaret eden iz.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GÜYÂ - Sanki.

İKTİSÂ - Giyme.

İLHÂM - Allah tarafından kalbe ihsan edilen feyiz ve hakîkatler.

İNKILÂP - Bir halden diğer bir hâle geçme; değişme, köklü değişim.

MAĞFİRET - Affetme, bağışlama.

MAZERET - Özür. Elde olmadan yapılan suç, kabahat.

MERAM - Maksat, niyet, arzu, istek, içten tasarlanan.

MUÂHEZE - Sorgulama, hesâba çekme.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

RIHLET - Yolculuk, göç.

ŞÂYÂN - Lâyık, uygun, yaraşır, münâsip.

SUKÛT - Değerden düşme, düşüş, alçalış.

SÜKÛT - Suskunluk, sessizlik.

TELİF - Kitap yazma; eser, kitap.

TERECCÜH - Üstünlük, üstün gelme, galip üstünlük.