Münazarat - Hulusi Bey´in Fıkraları

Gösterim

küçült - kapat X
Hulusi Bey’in Fıkraları

Risâle-i Nur’un mektuplarından bir mektubunuzun bendeki tesirlerini hulâsaten arz edeyim:
Sıhhat ve âfiyetinizin devamı, şükrümü; bu gibi mesâilin hallini isteyenlerin vücudu, ümidimi; nazarımda ilim sayılacak herşeyi sizden öğrendiğim için, bu vesîle ile hakîkat sahasındaki malûmâtımı; hasbe’l-beşeriye fütur hâsıl olursa, şevkimi; hasta bir talebeniz olduğumdan, Kur’ân’ın eczahânesinden verdiğiniz bu ilâçlarınızla sıhhatimi; matbaha-i Kur’ân’dan intihap buyurduğunuz bu gıdâlarla bütün hasselerimin kuvvetini; hayatın beş derecesini de tâlim, mevtin îtibârî bir keyfiyet olduğunu tefhim; îdâm-ı ebedînin mutasavver olamayacağına kalbimi takvim buyurduktan sonra, Allah için muhabbetin her halde bu hayat derecelerinde de devam ederek hayat-ı bâkiyede bâkî meyvesini vereceğini işaret buyurmakla müddet-i hayatımı nihayetsiz arttırmaya sebep olmuştur.

Lügat Sözlük

ARZ - Yer, dünya; sunma, takdim etme.

BÂKÎ - Ebedî, dâimî, sonu gelmez, ölmez, sonsuz.

BES - Yeter, yeterli.

HAKİKAT - Gerçek.

HÂSIL - Husûle gelen, çıkan, meydana gelen.

HULÂSATEN - Netice, özet olarak.

İTİBÂRÎ - Gerçek olmayan, varsayılan.

KEYFİYET - Durum, esas, içyüz, bir şeyin nasıl olduğu ciheti, kalite.

MUTASAVVER - Tasavvur edilmiş, yapılması düşünülmüş, hatırdan geçen.

NİHÂYETSİZ - Sonsuz.

SIHHAT - Sağlık, âfiyet.

TAKVÎM - En güzel biçime koyma, düzeltme. Kıvamına koyma.

TÂLİM - Öğretme, yetiştirme, eğitme.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.