Muhakemat - Bismillahirrahmanirrahim (Önsöz)

Gösterim

küçült - kapat X

Cümle tahiyyat, ol Hâkim-i ezel ve Hakîm-i Ezelî ve Rahmân-ı Lemyezelîye elyaktır ki, bizi İslâmiyetle serfiraz ve şeriat-ı garrâyla sırat-ı müstakîme hidayet etmiştir.

Öyle bir şeriat ki, akıl ve nakil, dest-bedest ittifak vererek ol şeriatın hakaikinin hakkaniyetini tasdik etmişlerdir.

Öyle hakaik ki, kökleri hakikat zemininde rüsuh ile beraber dal ve budakları kemalâtın göklerine yükselip, intişar edip, öyle füruat ki, meyveleri saâdet-i dâreyndir; ve bizi Kur’ân-ı Mu’cizle irşad eylemiş.

Öyle kitap ki, kaideleriyle hilkat-i âlemin kitabından dest-i kader ve kalem-i hikmetle mektup ve cârî olan kavânîn-i amîka-i dakika-i İlâhiyeyi izhar ettiğinden, ahkâm-ı âdilânesiyle nev-i beşerin nizam ve muvazenet ve terakkisine kefil-i mutlak ve üstad-ı küll olmuştur.

Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âleme hediye olsun ki, âlem, envâ ve ecnâsıyla onun risaletine şehadet ve mucizelerine delâlet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor. güya âleme teşrif ettiğinden, herbir nevi, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi, Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtârını intak edip herbir tel başka lisanla mu’cizâtının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minâda ilelebed tanîn-endaz etmiştir.

Lügat Sözlük

ÂKIL - Akıllı.

ALEM - Bayrak, işaret, nişan.

ÂLEM - Dünya, kâinat,evren.

BÎNİHAYE - Nihâyetsiz, sonsuz.

CÂRÎ - Geçerli, işleyen, akan, akıcı.

DELÂLET - Delil olmak, yol göstermek, doğru yolu bulmakta insanlara yardım etmek.

ENVÂ - Çeşitler, türler, cinsler, nevîler.

EZEL - Geçmiş ve gelecek zamanı birden içine alıp, zamanla sınırlı olmamak.

EZELÎ - Geçmiş ve gelecek zamanı birden içine alıp, zamanla sınırlı olmamak.

FÜRÛÂT - Asıl olmayanlar; sonra gelenler, dallar.

GÜYÂ - Sanki.

HAKAİK - Gerçekler, hakîkatler.

HAKİKAT - Gerçek.

HİDÂYET - Doğru inanç ve yaşayış üzere olmak.

İLELEBED - Sonsuza kadar.

İNŞÂD - Bir şiiri kaidesine uygun olarak okumak.

İNTAK - Konuşturma.

İNTİŞAR - Yayılmak, dağılmak; üremek.

İRŞAD - Doğru yolu gösterme; gafletten uyandırıp hidâyet yolunu gösterme.

İTTİFÂK - Birleşme. Söz birliği etme.

İZHÂR - Ortaya koymak, açığa çıkarmak, göstermek.

KADER - Allah`ın kâinatta olmuş ve olacak herşeyin vasıflarını, özelliklerini ve sâir geleceğini ezelden bilip, Levh-i Mahfuzunda takdir ve yazması; takdir-i İlâhî; ezelî kısmet; tali`, baht, şans.

KÂİNAT - Allah`ın dışında var olan herşey, bütün varlıklar, dünya.

KÜLL - Bütün, hep, her, tüm, parçalardan meydana gelen.

MUTLAK - Salıverilmiş, serbest bırakılmış. Katî, şüphesiz, asla bir şarta bağlı olmayan, yalnız, tek, sınırı ve sonu olmayan. Kesin olarak.

MUVÂZENET - İki şeyin uygunluğu veya belli bir hususta birbirine eşit olması.

NÂKİL - Nakleden, taşıyan.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NİZÂM - Düzen, ölçü, kaide; usûl ve esasdaki uyumluluk.

RÜSUH - İlim ve fennin derinliğine vukufiyet.

ŞEHÂDET - Şâhitlik; Allah tarafından Peygamberimize bildirilen herşeyi kabul ve tasdik etme.

SERFİRAZ - Üstün. Baş üstünde.

ŞERİAT - Doğru yol, hak din yolu; İslâm dini, İslâm`ın bütün hükümleri.

ŞİRİN - Tatlı. Sevimli. Cana yakın.

TAHİYYÂT - Selâmlar, duâlar, mânevî hayat hediyeleri.

TASDİK - Onaylama, doğrulama.

TEŞRİF - Şereflendirmek, bir yere buyurmak.

ZEMİN - Yer; yüzey, satıh.