Muhakemat - Birinci Mesele

Gösterim

küçült - kapat X

kütüb-ü mezburenin şecereleri tenebbüt ve makalât-ı selâsenin cedaviliyle sulanacaktır.
Ey birader! Senin elini tutup hazine-i hakaike götürmekten evvel, vaad ettiğim birkaç meseleyle acele edip basar-ı basiretinize gışavet ve perde olan hayalâtı def edeceğim. Öyle hayalât, gulyabânî gibi elleriyle senin gözünü kapar, göğsüne vurur, seni tahvif eder. faraza gösterse de, nuru nar, dürrü mederr gibi gösterir. O hayalâttan sakın! Senin vesveselerinin en büyük menşei, küreviyete taallûk eden birkaç meseledir. Ezcümle: sevr ve Hût ve Kaf Dağı ve sedd-i zülkarneyn ve cibalin evtâdiyetleri ve yer altında cehennemin yerini tayin etmek ve
-1- ve -2- gibi mesaildir. Hakikatlerini beyan edeceğim; tâ, dinin düşmanlarının gözleri kapatılsın. Ve dostlarının gözleri dahi açılsın. İşte başlıyorum:
Birinci mesele
Senin munsıf olan zihnine malûmdur ki: Küreviyet-i arz ve yerin yuvarlaklığına, muhakkikîn-i İslâm-eğerçi ittifak-ı sükûtuyla olsa-ittifak etmişlerdir. Eğer bir şüphen varsa, makasıd ve Mevafık’a git. Maksada vukuf ve ıttıla peyda edeceksin ve göreceksin: Sa’d ve Seyyid, top gibi küreyi ellerinde tutmuşlar, her tarafına temaşa ediyorlar.
Eğer o kapı sana açılamadı; Mefatîhü’l-Gayb olan, İmam-ı Râzî’nin geniş olan tefsirine gir ve serir-i tedriste o dâhî imamın halka-i dersinde otur, dersini dinle.
Eğer onunla mutmain olamadın; arzı, küreviyet kabına sığıştıramadın. İbrahim Hakkı’nın arkasına düş, Hüccetü’l-İslâm olan İmam-ı Gazâlî’nin yanına git, fetva iste. De ki:

1 "Yeri yayıp döşedi." Nâziât Sûresi: 79:30.

2 "Gökteki dağ gibi bulutlardan Allah dolu taneleri indirir." Nur Sûresi: 24:43. "Güneş de onlar için bir delildir ki, kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider." Yâsin Sûresi: 36:38. "Yayılmış." Gâşiye Sûresi: 88:20.

Lügat Sözlük

ARZ - Yer, dünya; sunma, takdim etme.

ARZÎ - Küreye, dünyaya âit.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

DEF - Uzaklaştırma, itme, kovma.

DÛŞ - Omuz.

FARAZÂ - Meselâ, say ki, tut ki, diyelim ki.

FETVÂ - Bir mesele hakkında ehil olan kimse tarafından verilen dînî hüküm.

HAYALÂT - Hayaller.

HUT - Balık.

ITTILÂ - Haberdar olma, bilgi sahibi olma.

KÜREVİYET - Yuvarlaklık. Küre biçimi.

MAKÁSID - Maksatlar, gayeler.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MUNSIF - İnsaflı, merhametli.

MUTMAİN - Tatmin olan, içi rahat, müsterih, şüphesi kalmamış, emin.

NÂR - Ateş.

PEYDÂ - Mevcut, açık, âşikâr, meydanda olan.

ŞENÎ - Kötü, çok fenâ, çirkin, günahlı iş.

SEVR - Öküz.

SEYYİD - Efendi, büyük, önder.

TAALLÛK - Bağlılık, münâsebet; alâkalı oluş; âit olma.

TAHVİF - Korkutma.

TAYIN - Ekmek, erzak, yiyecek.

TÂYİN - Yerini belli etme, belirli kılma.

TEMÂŞÂ - Hoşlanarak bakmak, seyretmek, ibretle bakmak.

VAAD - Söz verme, sözverilen şey, bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.

VUKUF - Bir şeye vakıf olma, bir şeyi iyi bilme.

ZÜLKARNEYN - Doğudan Batıya hükmeden büyük bir hükümdarın yaptırdığı dağ büyüklüğünde ve kuvvetindeki sed, kale.