Muhakemat - Üçüncü Mesele

Gösterim

küçült - kapat X

münteşir olan mezbur kanunun huyût ve eşi’alarının nokta-i mihrakiyesi olan Hût burcunda temerküz ettiğinden, küre-i arz Delv burcundan koşup Hûttaki tedellî eden kanunu tutup, şecere-i hilkatin bir dalıyla semere gibi asıldı. Veyahut kuş gibi kondu. Sonra tayyar olan yer, yuvasını burc-u sevr üstünde yapmış demektir. Bunu bildikten sonra, insafla dikkat et. Beşinci Mukaddemenin sırrıyla ehl-i hayalin ihtirâ-kerdesi olan kıssa-i acîbe-i meşhurede acaba hikmet-i ezeliyeye isnad-ı abesiyet ve san’at-ı İlâhiyede ispat-ı israf ve bürhan-ı Sâni olan nizam-ı bedîi ihlâl etmekten başka neyle tevil olunacaktır? Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne!
Üçüncü mesele
Kaf Dağıdır.
İşaret
Malûmdur, birşeyin mahiyetinin keyfiyetini bilmek başkadır; o şeyin vücudunu tasdik etmek yine başkadır. Bu iki noktayı temyiz etmek lâzımdır. Zira çok şeylerin asıl vücudu yakîn iken, vehim onda tasarruf ederek, tâ imkândan, imtinâ derecesine çıkarıyor. İstersen Yedinci Mukaddemeden sual et; sana "Neam" cevabı verecektir. Hem de çok şeylerin metinleri kat’î iken, delâletlerinde zunûn tezahum eylemişlerdir. Belki, "Murad nedir?" olan sualinin cevabında, efham mütehayyir olmuşlardır. İstersen On Birinci Mukaddemenin sadefini aç. Bu cevheri bulacaksın.
Tenbih
Vakta ki bu böyledir. "Kaf"a işaret eden kat’iyyü’l-metinlerden, yalnız dir. Halbuki, caizdir: Kaf, sad gibi olsun. Dünyanın şarkında değil, belki ağzın garbındadır. Şu ihtimalle delil yakiniyetten düşer. Hem

"Kaf. Şerefi pek yüce olan Kur’ân’a yemin olsun." Kaf Sûresi: 50:1.

Lügat Sözlük

ABESİYET - Faydasız ve boş olma, lüzumsuz ve gayesiz oluş.

ARZ - Yer, dünya; sunma, takdim etme.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

CEVABÎ - Cevap olarak. Cevap mahiyetinde.

CEVHERÎ - Kıymeti kaynağında olan; cevher gibi.

DELİL - Bilinmeyeni keşfetmek veya bilinenin doğruluğunu göstermek için vasıta olarak kullanılan husus.

HUT - Balık.

İHLÂL - Bozma.

İMTİNÂ - Çekinme, istememe, imkânsız olma, olmasına imkân bulunmama.

İSRAF - Boşyere harcama.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MÜNTEŞİR - Yayılmış, dağılmış; intişar eden, gelişen.

MÜTEHAYYİR - Hayrete düşen, şaşıran.

NEFRÎN - Lânet, bedduâ; sövüp saymak.

ŞÂD - Sevinçli, memnun.

SÂNİ - Herşeyi sanatla yaratan Allah.

SEMERE - Netice, kâr, meyve.

SEVR - Öküz.

SUÂL - İsteme, sorma.

TASARRUF - Birşeyin sahibi olup, idâre etme, mülkünü istediği gibi kullanma.

TASDİK - Onaylama, doğrulama.

TEDELLÎ - Tevazu gösterme. Nazlanma, eğilme.

TEMERKÜZ - Bir yere toplanma; merkezleşme, birikme.

TEMYİZ - Birbirinden ayırma, seçme, fark etme.

TENBİH - İkaz. Nasihat.

TEVİL - Bir fikir veya sözden bir başka mânâ çıkarmak; anlaşılması zor olan âyet ve hadîslerde ne kast edildiğini ve ince mânâları bildirme.

TEZÂHÜM - Birbirine zahmet ve sıkıntı verme.

VAKTÂ - Ne zaman, ne vakit (ki).

VEHİM - Belirsiz ve mânâsız korku, belirsiz düşünce.

YAKÎN - Hiç bir şekilde şüphe edilmeyecek derecede kesin olan ilim, bilgi.