Muhakemat - Altıncı Mesele

Gösterim

küçült - kapat X

ise, burudetiyle yandırır. Hikmet-i tabiiyede sabittir ki, ateş bir dereceye gelir ki, suyu buz eder. Harareti def’aten bel’ ettiği için, burudetle ihrak eder. Demek, umum meratibi ihtiva eden ateşin bir kısmı da Zemherirdir.
Tenbih
Malûm olsun ki, ebede namzet olan âlem-i uhrevî, fenayla mahkûm olan bu âlemin mekayisiyle mesaha ve muamele olunmaz. muntazır ol; Üçüncü Makalenin âhirinde âhiret bir derece sana arz-ı didar edecektir...

İşaret
Umum fünunun gösterdiği intizamın şehadetiyle ve hikmetin istikrâ-i tâmmının irşadıyla ve cevher-i insaniyetin remziyle ve âmâl-i beşerin tenâhisizliğinin imâsıyla, yevm ve sene gibi çok envâda olan birer nevi kıyamet-i mükerrerenin telmihiyle ve adem-i abesiyetin delâletiyle ve hikmet-i ezeliyenin telvihiyle ve rahmet-i bîpâyân-ı İlâhiyenin işaretiyle ve Nebiyy-i Sadıkın lisan-ı tasrihiyle ve Kur’ân-ı Mu’cizin hidayetiyle, Cennet-âbâd olan saadet-i uhreviyeden nazar-ı aklın temaşası için sekiz kapı, iki pencere açılır.
Altıncı mesele
Muhakkaktır ki, tenzilin hâssa-i cazibedarı i’câzdır. İ’câz ise, belâgatin yüksek tabakasından tevellüd eder. Belâgat ise, hasâis ve mezâyâ, bahusus istiare ve mecaz üzere müessesedir. Kim istiare ve mecaz dürbünüyle temaşa etmezse, mezâyâsını göremez. Zira ezhan-ı nasın te’nisi için esâlîb-i Arapta yenâbî-i ulûmu isâle eden tenzîlin içinde, tenezzülât-ı İlâhiyye tabir olunan müraât-ı efham ve ihtiram-ı hissiyat ve mümaşat-ı ezhan vardır.
Vakta ki bu böyledir.

Lügat Sözlük

ÂHİRET - Kıyâmetle birlikte kurulacak olan âlem, öte dünya, ikinci hayat.

BÂHUSUS - Bilhassa, özellikle, bununla beraber.

BELÂGAT - Hitap ettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakîkatlı söz söyleme sanatı, hâlin gerektirdiğine uygun söz söylemek.

EZHÂN - Zihinler.

HASÂİS - Bir kişiye âit keyfiyetler, özellikler.

HİSSİYÂT - Duygular, hisler.

İHRAK - Yakmak, yandırmak, ateşe atmak.

İHTİVÂ - İçine alma.

İSÂLE - Akıtmak, dökmek.

İSTİÂRE - Ödünç almak, geçici olarak almak.

MAHKÛM - Aleyhinde hüküm verilmiş olan, dâvâyı kaybedip cezâlanan, birisinin hükmü altında bulunan; zorunda olan, katlanan.

MÂLÛM - Bilinen.

MECÂZ - Benzetme. Dolayısıyla ve benzetme ile isimlendirme.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MEZÂYÂ - Meziyetler, özellikler, harikalıklar, iyi ve üstün huylar.

MUÂMELE - Davranış, işlem, birbiri ile iş görme, amel etme, alış veriş.

MUNTAZIR - Bekleyen.

NAMZET - Aday.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

ŞUYÛ - Yayılma, yaygınlaşma, duyulma.

TÂBİR - Mânâsı olan söz, deyim, terim.

TEMÂŞÂ - Hoşlanarak bakmak, seyretmek, ibretle bakmak.

TENBİH - İkaz. Nasihat.

TEVELLÜD - Doğma, doğum, doğmuşluk.

UHREVÎ - Ahirete dâir, öteki dünyaya âit.

UMUM - Hep, bütün, cümle, herkes.

VAKTÂ - Ne zaman, ne vakit (ki).

YEVM - Gün, devir, dönem.