Muhakemat - Onuncu Mesele

Gösterim

küçült - kapat X

müteşâbike, uzun boğumları mütenasika ve müteşaib, dalları müteanika, meyve ve semeratı mütenevvia olan bir şecere-i hakikat sana tasvir eder. Eğer istersen Altıncı Meseleye temaşa et. Zira çendan müşevveş ise, bir derece bu meselenin bir parçasına misal olabilir.
Tenbih ve İtizar
Ey birader! Bilirim ki şu makale sana gayet muğlâk görünüyor. fakat ne çare mukaddemenin şe’ni icmal ve i’câzdır. Kütüb-ü Sâlise’de sana tecellî edecektir.
Onuncu mesele
Kelâmın selaseti ise: Bir derece hissiyattan tafralık ve iştibak etmemek; ve tabiatı taklit; ve harice temessül; ve mesîl-i garazda sedad; ve maksat ve müstekarrın temeyyüzüdür. Şöyle ki:
Kelâmda hissiyat da tamam olmadan çifte atmak, başkasıyla mezc etmek, selâsetini tağyir eder. Ve nizamsız iştibaktan tevakki ve maâni-i müteselsilede tederrüç lâzımdır.
Hem de san’at-ı hayaliyesiyle tabiata şakirtlik etmek gerektir. Tâ tabiatın kavânini onun san’atında in’ikâs edebilsin.
Hem de tasavvuratını öyle hariciyata muhâkî ve müşakil etmek lâzımdır. Farazâ tasavvuratı dimağdan kaçıp hariçte tecessüm etseler, hariç onları istilhak; ve neseplerini inkâr etmesin ve desin: "Onlar ben’im" veyahut "Keennehu" veyahut "Benim veledimdir."
Hem de garazın mesîlinde ve kastın mecrasında teferruk etmemek için sedad etmek, çeleçepe temayül etmemektir. Tâ canipler garazın kuvvetini teşerrüb etmekle ehemmiyetsiz etmesin. belki köşeler, tazammun ettikleri taravet ve

Lügat Sözlük

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

ÇENDAN - Gerçi, her ne kadar; o kadar; pek o kadar.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FARAZÂ - Meselâ, say ki, tut ki, diyelim ki.

GAYET - Çok, pek çok.

HAKİKAT - Gerçek.

HARİÇ - Dış, dışarı, dışta kalan.

HİSSİYÂT - Duygular, hisler.

İCMÂL - Hülâsa etme, kısaltma, bir araya toplama, kısa anlatmak, uzun bir hesaptan sonra çıkarılan netice.

İNKÂR - İnanmamak, reddetmek.

ÎTİZAR - Kusurunu bilerek af dilemek, özür dilemek.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MEZC - Katma, kaynaştırma, karıştırma, birleştirme.

MİSÂL - Benzer, örnek.

MUĞLÂK - Kapalı, zor anlaşılır.

MÜŞEVVEŞ - Karmakarışık, düzensiz, anlaşılmaz.

TAĞYİR - Bozarak değiştirme, başkalaştırma.

TARÂVET - Tazelik, körpelik.

TASVİR - Bir şeyin özelliklerini anlatarak, gözönünde canlandırma.

TAZAMMUN - İçinde bulundurma, içine alma, ihtivâ etme, muhît olma.

TECELLÎ - Görünme, bilinme; Allah`ın herbir isminin mânâsını icrâ etmesi; Allah`ın Rezzak ismiyle rızık vermesi, Muhyî ismiyle diriltmesi, Şâfi ismiyle hastalara şifâ vermesi gibi.

TECESSÜM - Cisimleşme, maddeleşme.

TEMÂŞÂ - Hoşlanarak bakmak, seyretmek, ibretle bakmak.

TEMÂYÜL - Meyletme, yönelme, eğilme.

TENBİH - İkaz. Nasihat.

TEŞERRÜB - İçmek.