Muhakemat - Birinci Maksat

Gösterim

küçült - kapat X

İşaret
Gayr-ı mütenahi olan mârifetullah, böyle mahdut olan kelâma sığışmaz. Binaenaleyh, kelâmımdaki iğlâkın mâzur tutulması mercûdur.
Tenbih
Berveçh-i âtî kelâmdan maksat, muhakeme ve muvazenenin tarikini göstermektir. Tâ ki, mecmuunda hakikat tecellî etsin. Yoksa zihnin cüz’iyeti sebebiyle, o mecmuun herbir cüz’ünde neticenin tamamını taharrî etmek, kuvve-i vâhimenin tasallut ve tereddüdüyle hakikati evham içinde setretmektir.
Mukaddeme
Hakikatin keşfine mani olan arzu-yu hilâf ve iltizam-ı muhalif ve taraftar-ı nefis cihetiyle asılsız evhamını bir asla ircâ etmekle kendini mâzur göstermek; ve müşterinin nazarı gibi yalnız meâyibi görmek; ve çocuk tabiatı gibi bahaneyle mahane tutmak gibi emirlerden nefsini tecridle şartıma müraat edebilirsen, huzur-u kalble dinle:
Birinci Maksat
Cemî zerrat-ı kâinat, birer birer zat ve sıfât ve sair vücuhla gayr-ı mahdude olan imkânat mabeyninde mütereddit iken, bir ciheti takip, hayretbahşâ mesalihi intaç etmekle Sâniin vücub-u vücuduna şehadetle, avalim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâtife-i Rabbaniyeden ilân-ı Sâni eden itikadın misbahını ışıklandırıyorlar.
Evet, herbir zerre kendi başıyla Sânii ilân ettiği gibi, tesâvir-i mütedahileye benzeyen

Lügat Sözlük

ÂTÎ - Gelecek.

BİNÂENALEYH - Bunun üzerine, bundan dolayı.

CEMÎ - Bütün . (gramerde) çokluk bildiren kelime, çoğul.

EVHAM - Olmayan birşeyi olur zannı ile meraklanmak, vehimler, kuruntular.

HAKİKAT - Gerçek.

HİLÂF - Ters, karşı zıd; karşı koymak, muhâlefet etmek.

İLÂN - Açıklamak, ilân etmek, herkese duyurmak.

İMKÂNÂT - İmkânlar, imkân dâiresinde olanlar.

İNTÂC - Netice verme, doğurma.

İRCÂ - Geri çevirmek, geri döndürmek, ona geri vermek. İâde etmek.

KÂİNAT - Allah`ın dışında var olan herşey, bütün varlıklar, dünya.

MAHDUT - Sınırlandırılmış.

MÂNİ - Engel.

MÂRİFETULLAH - Allah`ı bilme; isim ve sıfatlarıyla tanıma, yaratıkları ve Kur`ânî hakîkatleri tefekkür ve tahsil ile veya Allah`ın ihsanı ile kalbî inkişaf ve basîrete sahip olmak.

MÂZUR - Özürlü olma, mâzeretli

MUHÂKEME - Akıl yürütüp doğru bir netice elde edebilme, tartma, değerlendirme; yargılama.

MUHÂLİF - Uymayan, zıt olan, karşı duran.

MUKADDEME - Giriş, ilk söz, başlangıç, önde gelen.

MÜRÂÂT - Uymak, tatbik etmek, uyum.

MÜTENÂHÎ - Sonu belli olan, sınırlı.

NAZARÎ - Nazara ve düşünceye âit, yalnız görüş ve düşünce hâlinde bulunan ve tatbik edilmemiş halde bulunan bilgi.

NEFİS - İnsanın içinde bulunan ve kötülüğü isteyen hayvânî bir duygu.

SÂİR - Başkası, diğeri, birşeyden geri kalan, maadâ.

SÂNİ - Herşeyi sanatla yaratan Allah.

SIFAT - Nitelik, vasıf.

TAHARRÎ - Araştırmak.

TASALLUT - Birini rahatsız etme, musallat olma, hükmü altına girme, tahakküm.

TECELLÎ - Görünme, bilinme; Allah`ın herbir isminin mânâsını icrâ etmesi; Allah`ın Rezzak ismiyle rızık vermesi, Muhyî ismiyle diriltmesi, Şâfi ismiyle hastalara şifâ vermesi gibi.

TENBİH - İkaz. Nasihat.

ZÂT - Kendi, aslı.

ZERRE - Maddenin en küçük parçası, molekül. Risâle ismi.