Divan-ı Harb-i Örfi - Tenbih

Gösterim

küçült - kapat X
Tenbih

Medeniyetten istifam, sizi düşündürecek. Evet, böyle istibdat ve sefahete ve zilletle memzuç medeniyete, bedeviyeti tercih ediyorum. Bu medeniyet, eşhası fakir ve sefih ve ahlâksız eder. fakat hakikî medeniyet, nev-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i nev’iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek, insaniyeti istemektir.
Hem de mânâ-yı meşrutiyete iptilâ ve muhabbetimin sebebi şudur ki: Asya’nın ve âlem-i İslâmın istikbalde terakkisinin birinci kapısı meşrutiyet-i meşrua ve şeriat dairesindeki hürriyettir. Ve talih ve taht ve baht-ı İslâmın anahtarı da meşrutiyetteki şûrâdır. Zira, şimdiye kadar üç yüz yetmiş milyon İslâm ecanibin istibdâd-ı mânevîsi altında eziliyordu. Şimdi hakimiyet-i İslâmiye, âlemde, bahusus

Lügat Sözlük

BÂHUSUS - Bilhassa, özellikle, bununla beraber.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HAKİKÎ - Gerçek.

İPTİLÂ - Bırakamayacak derecede bağlanmak, tiryakilik.

İSTİBDAT - Kanuna ve nizâma tâbî olmayan, keyfî, baskıcı yönetim; zulüm ve tahakküm.

MEDENİYET - Sosyal meselelerde, ilim, fen ve sanatta daha ileri gitmiş, gelişmiş cemiyet.

MEMZÛC - Karışmış, birbirine mezc olmuş.

SEFİH - Helâl olmayan zevk ve eğlencelere düşkün, sefâhete düşmüş kimse.

ŞERİAT - Doğru yol, hak din yolu; İslâm dini, İslâm`ın bütün hükümleri.

SUDÛR - Çıkma, meydana gelme, sâdır olma.

TAHT - Hükümdarların oturduğu büyük koltuk.

TENBİH - İkaz. Nasihat.

TERAKKÎ - Yükselme, ilerleme.

TERCİH - Birşeyi üstün tutma; seçme.