Divan-ı Harb-i Örfi - Hürriyete Hitab

Gösterim

küçült - kapat X
Hürriyete hitâp

Ey hürriyet-i şer’î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun, benim gibi bir şarklıyı tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum. Eğer aynü’l hayat şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşvünema bulsan, bu millet-i mazlumenin de eski zamana nispeten bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum. Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağrâz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse,
ki bizi kabr-i vahşet ve istibdattan ihraç ve cennet-i ittihad ve muhabbet-i milliyeye davet etti.

Azamet ve büyüklük Allah’a mahsustur. Ve yalnız Ona boyun eğilir..

Lügat Sözlük

AZAMET - Büyüklük.

EBEDÎ - Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAFLET - Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık; nefsine uyarak Allah`ı ve emirlerini unutmak.

HİTÂP - Konuşma, söz söyleme, çağırma, topluluğa veya birisine karşı konuşma.

İNTİKAM - Öç alma, hınç ve acı çıkarma.

İTTİHAD - Birleşmek, birlik, aynı fikirde olmak.

LEKEDAR - Lekeli.

MÜTHİŞ - Dehşet veren, korkutan.

REHBER - Yol gösteren.

SADÂ - Ses.

ŞENÎ - Kötü, çok fenâ, çirkin, günahlı iş.

TEBŞİR - Müjdelemek.

TERAKKÎ - Yükselme, ilerleme.

UMUM - Hep, bütün, cümle, herkes.

VAHŞET - Korku ve ürküntü, vahşîlik, ıssızlık, yabanilik.