Hutbe-i Şamiye - Arabi Hutbe-i Şamiye´nin Zeylinin Kısa Bir Tercümesi

Gösterim

küçült - kapat X
Arabî Hutbe-i Şâmiye’nin zeylinin kısa bir tercümesi
Hutbe-i Şâmiye’nin Arabî zeylinde, gayet lâtif bir temsille imandan gelen mânevî ve kırılmaz bir kahramanlık gösteriyor. Bu meselemiz münasebetiyle bir hülâsasını beyan ediyoruz:
Hürriyetin başında sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle, vilâyat-ı şarkiye namına ben de refakat ettim. Şimendiferimizde iki mektepli mütefennin arkadaşla bir mübahase oldu. Benden sual ettiler ki: "Hamiyet-i diniye mi, yoksa hamiyet-i milliye mi daha kuvvetli, daha lâzım?" O zaman dedim:
Biz Müslümanlar, indimizde ve yanımızda din ve milliyet bizzat müttehiddir. İtibarî, zahirî, ârızî bir ayrılık var. belki din, milliyetin hayatı ve ruhudur. İkisine birbirinden ayrı ve farklı bakıldığı zaman, hamiyet-i diniye avâm ve havassa şâmil oluyor. Hamiyet-i milliye,

Lügat Sözlük

ARABÎ - Arapça,arab`a ait arapla ilgili.

ÂRIZÎ - Sonradan varolan.

AVÂM - Sıradan biri, fakir halk tabakası; okuyup yazması az olan; ilim ve irfânı az, basit yaşayışa sahip kimse.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BİZZAT - Kendisi.

GAYET - Çok, pek çok.

HAYATÎ - Hayat işareti ve belirtisi olan.

İTİBÂRÎ - Gerçek olmayan, varsayılan.

LATÎF - Güzel, hoş. Cenâb-ı Hakk`ın bir ismi.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MİLLİYET - Milliyetçilik fikri.

MÜBÂHASE - Birşey hakkında iki veya daha çok kişi arasındaki konuşma.

MÜTEFENNİN - Fen bilgisi olan, fenlerden anlayan.

REFÂKAT - Arkadaşlık, beraberlik.

ŞÂMİL - Kaplayan, içine alan, ihtivâ eden, çevreleyen.

SUÂL - İsteme, sorma.

SULTAN - Hükümdar, saltanat sahibi.

ZÂHİRÎ - Görünüşte, dıştan, maddî yüze ait.