Mektubat - On Birinci Mektup

Gösterim

küçült - kapat X
ON BİRİNCİ MEKTUP

-1-

[Bu Mektup mühim bir ilâç olup dört âyetin hazinesinden dört küçük cevherine işaret eder.]


Aziz kardeşim,

Şu dört muhtelif meseleyi muhtelif vakitlerde Kur’ân-ı Hakîm nefsime ders vermiş. arzu eden kardeşlerim dahi bundan bir ders veya bir hisse almaları için yazdım. mebhas itibarıyla başka başka dört âyet-i kerimenin hazine-i hakaikinden birer küçük cevher numune olarak gösterilmiştir. O dört mebhastan herbir mebhasın ayrı bir sureti, ayrı bir faydası var.

Birinci Mebhas: -2-

Ey sû-i vesveseden meyus nefsim! Tedâi-yi hayalât, tahattur-u faraziyat, bir nevi irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir. İrtisam ise, eğer hayırdan ve nuraniyetten olsa, hakikatin hükmü bir derece suretine ve misaline geçer: güneşin ziyası ve harareti, aynadaki misaline geçtiği gibi. Eğer şerden ve kesiften olsa, aslın hükmü ve hassası, suretine geçmez ve timsaline sirayet etmez. Meselâ necis ve murdar bir şeyin aynadaki sureti ne necistir, ne murdardır. Ve yılanın timsali ısırmaz.

İşte şu sırra binaen, tasavvur-u küfür, küfür değil; tahayyül-ü şetm, şetm değil. hususan ihtiyarsız olsa ve farazî bir tahattur olsa, bütün bütün zararsızdır. Hem ehl-i hak olan Ehl-i sünnet ve Cemaatin mezhebinde bir şeyin şer’an çirkinliği, pisliği, nehy-i İlâhî sebebiyledir. Madem ki ihtiyarsız ve rızasız bir tahattur-u farazîdir, bir tedâi-yi hayalîdir; nehiy ona taallûk etmez. O dahi ne kadar çirkin ve pis bir şeyin sureti dahi olsa, çirkin ve pis olmaz.



1- Allah'ın adıyla. Onu her türlü kusur ve noksandan tenzih ederiz. Hiçbir şey yoktur ki, Onu övüp, Onu tesbih etmesin. (İsra Sûresi: 44)

2- "Muhakkak ki şeytanın hilesi pek zayıftır." (Nisâ Sûresi: 4:76)

Lügat Sözlük

ARZU - İstek.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BİNÂEN - Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.

CEVHER - Asıl,maya, öz, temel, kök, kıymetli taş.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

FARAZÎ - Var farz edilerek.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKÎM - Herşeyi gaye ve faydalarla yaratan Allah.

HÂKİM - Hükmeden, hâkimiyet sahibi.

HAYALÂT - Hayaller.

HİSSE - Ortaklık, pay.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

İHTİYÂRSIZ - Elinde olmadan. İstemeden.

İLÂHÎ - Allah tarafından olan.

İRTİSÂM - Resmedilme, görüntü.

KÜFÜR - Allah`ı inkâr etme, inançsızlık.

KUSUR - Hatâ. Noksanlık, eksiklik.

MEBHAS - Konu, mevzu, kısım, bahis, fasıl, bir meseleye âit söz.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUHTELİF - Çeşitli. Farklı.

MURDAR - Pis, kirli.

NECİS - Pis, murdar.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NÜMÛNE - Örnek, misal.

SİRÂYET - Bulaşma, yayılmak, gelişmek.

SÜNNET - Peygamberimizin söylediği söz, yaptığı hareket ve başkalarının yapıp da hoş karşıladığı davranışlar.

TAALLÛK - Bağlılık, münâsebet; alâkalı oluş; âit olma.

TAHATTUR - Akla gelmek, hatırlamak.

TENZİH - Allah`ı her çeşit kusur, noksan ve ortaktan uzak bilip söylemek.

TESBİH - Allah`ın zâtında, sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.

TEŞBİH - Benzetmek, benzetilmek; benzetiş.