Mektubat - On İkinci Mektup

Gösterim

küçült - kapat X
ON İKİNCİ MEKTUP


-1-

-2-

Aziz kardeşlerim,

O gece benden sual ettiniz; ben cevabını vermedim. Çünkü, mesâil-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. Siz münakaşa suretinde bahsetmiştiniz. Şimdilik, münakaşanızın esası olan üç sualinize gayet muhtasar bir cevap yazıyorum. Tafsilini, Eczacı Efendinin isimlerini yazmış olduğu Sözlerde bulursunuz. Yalnız, kader ve cüz-ü ihtiyarîye ait Yirmi Altıncı Söz hatırıma gelmemişti, size söylememiştim. Ona da bakınız; fakat gazete gibi okumayınız.

Eczacı Efendinin o Sözleri mütalâa etmesini havale ettiğimin sırrı şudur ki: O çeşit meselelerdeki şüpheler, erkân-ı imaniyenin zaafından ileri geliyor. O Sözler ise, erkân-ı imaniyeyi tamamıyla ispat ederler.

Birinci Sualiniz: Hazret-i Âdem’in (a.s.) Cennetten ihracı ve bir kısım benîâdem’in Cehenneme ithali ne hikmete mebnidir?

Elcevap: Hikmeti, tavziftir. Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkiyât-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netâicindendir. Eğer Hazret-i Âdem Cennette kalsaydı, melek gibi makamı sabit kalırdı; istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki, yeknesak makam sahibi olan melâikeler çoktur; o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok. belki hikmet-i İlâhiye, nihayetsiz makamâtı kat edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak, muktezâ-yı fıtratları olan malûm günahla Cennetten ihraç edildi.



1- Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.

2- Selâm, sizin ve arkadaşlarınızın üzerine olsun.

Lügat Sözlük

ADEM - Yokluk, hiçlik.

ÂDEM - İlk insan ve ilk peygamber.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

CÂİZ - Geçerli,kabul edilir.

CÂMİA - Topluluk,cemiyet,birlik.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAYET - Çok, pek çok.

HAMD - Allah`a hamd etme; Onu övme,medhetme, şükür.

HAVÂLE - Bir işi veya bir şeyi başka birisine bırakma, ısmarlama.

İKTİZÂ - Gerekme, gerektirme, lazım gelme, işe yarama, icab etme.

İNKİŞÂF - Gelişme, açılma, keşfetme, meydana çıkma; terakkî etme.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

KADER - Allah`ın kâinatta olmuş ve olacak herşeyin vasıflarını, özelliklerini ve sâir geleceğini ezelden bilip, Levh-i Mahfuzunda takdir ve yazması; takdir-i İlâhî; ezelî kısmet; tali`, baht, şans.

MAKAM - Durulacak yer, rütbeli yer.

MÂLÛM - Bilinen.

MEMUR - Emir ile hareket eden, emir altında olan, vazifeli, bir işe tayin olunmuş adam.

MUHTASAR - Kısaltılmış, özet, hulâsa.

MÜNÂKAŞA - Tartışmak.

MÜTÂLÂA - Bir işi düşünme; okuma; tetkik etme, etraflıca düşünme.

MUVÂFIK - Uygun olan, uyan, kabullenen.

NİHÂYETSİZ - Sonsuz.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

SUÂL - İsteme, sorma.

SUDÛR - Çıkma, meydana gelme, sâdır olma.

TARZ - Usul, şekil, üslûb.

TESBİH - Allah`ın zâtında, sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.

TEŞBİH - Benzetmek, benzetilmek; benzetiş.

UBÛDİYET - Kulluk, kölelik, kul olduğunu bilip Allah`a itaat etme.

YEKNESAK - Devamlı aynı halde, değişmeden, monoton.