Mektubat - On Altıncı Mektup

Gösterim

küçült - kapat X
ON ALTINCI MEKTUP


-1-

Şu Mektup -2- sırrına mazhar olmuş, şiddetli yazılmamış. Çoklar tarafından sarihan ve mânen gelen bir suale cevaptır.

Şu cevabı vermek benim için hoş değil; arzu etmiyorum. Herşeyimi Cenâb-ı Hakkın tevekkülüne bağlamıştım. fakat ben kendi halimde ve âlemimde rahat bırakılmadığım ve yüzümü dünyaya çevirdikleri için, Yeni said değil, bilmecburiye Eski said lisanıyla, şahsım için değil, belki dostlarımı ve Sözlerimi ehl-i dünyanın evham ve eziyetinden kurtarmak için, hakikat-i hali hem dostlarıma, hem ehl-i dünyaya ve ehl-i hükme beyan etmek için, beş Noktayı beyan ediyorum.

BİRİNCİ NOKTA

Denilmiş: "Niçin siyasetten çekildin, hiç yanaşmıyorsun?"

Elcevap: Dokuz on sene evveldeki Eski Said, bir miktar siyasete girdi. belki siyaset vasıtasıyla dine ve ilme hizmet edeceğim diye beyhude yoruldu. Ve gördü ki, o yol meşkûk ve müşkülâtlı ve bana nisbeten fuzuliyâne, hem en lüzumlu hizmete mâni ve hatarlı bir yoldur. Çoğu yalancılık; ve bilmeyerek ecnebî parmağına âlet olmak ihtimali var.



1- "Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar onlara ’Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı; onlardan korkun’ dedikleri zaman onların imanı ziyadeleşti ve ’Allah bize yeter; O ne güzel vekildir’ dediler." (Âl-i İmrân Sûresi: 3:173)

2- "Ona yumuşak bir dille söz söyleyin." (Tâhâ Sûresi: 20:44)

Lügat Sözlük

ARZU - İstek.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BES - Yeter, yeterli.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BEYHÛDE - Boşuna, boş yere, faydasız.

BİLMECBURİYE - Mecbur kalarak, mecburen, zorunlu olarak.

CEVABÎ - Cevap olarak. Cevap mahiyetinde.

ECNEBÎ - Yabancı.

EVHAM - Olmayan birşeyi olur zannı ile meraklanmak, vehimler, kuruntular.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FUZÛLİYÂNE - Fazladan, lüzumsuz, boşuna.

HÂLÎ - Hâl ile, vaziyet ile; tavra âit, şimdiki hâle mensup.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

ÎMÂNÎ - Îmânla ilgili, îmâna dâir.

MÂNEN - Mânâ îtibâriyle ve mânevî olarak.

MÂNİ - Engel.

MAZHAR - Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.

MEŞKUK - Şüpheli.

NİSBETEN - Göre, nisbetle, kıyaslanarak, öncekine göre, bir dereceye kadar, şöyle böyle.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SARÎHAN - Açıklıkla, berrak bir şekilde.