Mektubat - Yirmi Üçüncü Mektup

Gösterim

küçült - kapat X
YİRMİ ÜÇÜNCÜ MEKTUP

-1-

-2-

Aziz, gayretli, ciddî, hakikatli, hâlis, dirayetli kardeşim,

Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilâf-ı zaman ve mekân, sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mâni teşkil etmez. Biri şarkta, biri garpta, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da, beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. hususan birtek maksat için birtek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler. Sizi her sabah yanımda tasavvur edip, kazancımın bir kısmını, bir sülüsünü-Allah kabul etsin-size veriyorum. Duada, Abdülmecid ve Abdurrahman ile berabersiniz. İnşaallah her vakit hissenizi alırsınız.

Sizin dünyaca bazı müşkülâtınız, senin hesabına beni bir parça müteessir etti. fakat madem dünya bâki değil ve musibetlerinde bir nevi hayır vardır; senin bedeline "Yahu bu da geçer" kalbime geldi. -3- düşündüm, -4- okudum, -5- dedim. Senin yerine teselli buldum. Cenâb-ı hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir. İnşaallah sen de o sevgililerin sınıfındansın. Sözlerin neşrine mânilerin çoğalması sizi müteessir etmesin. İnşaallah, neşrettiğin miktar bir rahmete mazhar olduğu zaman, pek bereketli bir surette o nurlu çekirdekler, kesretli çiçekler açacaklar.



1- Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Ömrünün dakikalarının âşireleri ve vücudunun zerreleri adedince, Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
2- ebedi olarak ve ömür dakikalarının aşireleri ve vücudunun zerreleri sayısınca Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.
3- "Gerçek hayat, âhiret hayatıdır." Buharî, Rikak: 1; Cihad: 33, 110; Menâkıbu’l-Ensâr: 9; Mağâzî: 29; Müslim, Cihad: 126, 129; Tirmizî, Menâkıb: 55; İbni Mâce, Mesâcid: 3; Müsned, 2:381; 3:172, 180, 216, 276; 5:332.
4- "Şüphesiz, Allah sabredenlerle beraberdir." bakara Sûresi: 2:153; Enfâl Sûresi: 8:46.
5- "Muhakkak ki biz Allah’ın kullarıyız ve Ona döneceğiz." bakara Sûresi: 2:156.

Lügat Sözlük

ÂHİRET - Kıyâmetle birlikte kurulacak olan âlem, öte dünya, ikinci hayat.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BAKARA - Dişi sığır, inek.

BÂKÎ - Ebedî, dâimî, sonu gelmez, ölmez, sonsuz.

BUHÂRÎ - (H. 194-256) Buharalı. Altıyüz bin hadisten seçilen 7275 hadis ile en sahih ve muteber olan Sahih-i Buharî adlı eserin sahibi.

EBEDÎ - Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKİKAT - Gerçek.

HÂLİS - Hilesiz, katıksız, saf, duru; her işi sırf Allah rızâsı için olan.

HAMD - Allah`a hamd etme; Onu övme,medhetme, şükür.

HAYIR - İyilik. Faydalı iş.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

İBNİ - Oğlu.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

MÂNİ - Engel.

MAZHAR - Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.

MEKÂN - Yer. Mesken.

MÜSLİM - Hicri 204-261, Miladi 820-875 yılları arasında yaşamıştır. Hadis âlimidir. İçinde 2775 sahih hadis bulunan ve 15 senede vücuda getirdiği Sahih-i Müslim adlı eserin sahibidir.

MÜTEESSİR - Tesir altında kalmış, üzülmüş veya sevinmiş, hissiyâtına dokunmuş, üzüntülü.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

RAHMET - Şefkat etmek, merhamet etmek, esirgemek.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

TASAVVUR - Birşeyi zihinde şekillendirme; düşünce, tasarı; tasarlama.

TESBİH - Allah`ın zâtında, sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.

TEŞBİH - Benzetmek, benzetilmek; benzetiş.

TESELLÎ - Üzüntülü bir kimseyi söz ve öğütte ferahlandırma.

TEŞKİL - Meydana getirme, ortaya koyma.