Mektubat - Yirmi Dördüncü Mektup

Gösterim

küçült - kapat X
YİRMİ DÖRDÜNCÜ MEKTUP



Sual: Eâzım-ı Esmâ-i İlâhiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedûd’un iktiza ettikleri şefkatperverâne terbiye ve maslahatkârâne tedbir ve muhabbettârâne taltif, nasıl ve ne suretle, müthiş ve muvahhiş olan mevt ve ademle, zeval ve firakla, musibet ve meşakkatle tevfik edilebilir? Haydi, insan saadet-i ebediyeye gittiği için, mevt yolunda geçtiğini hoş görelim. fakat bu nazik ve nazenin ve zîhayat olan eşcar ve nebâtat envâları ve çiçekleri ve vücuda lâyık ve hayata âşık ve bekaya müştak olan hayvânat taifelerini, mütemadiyen hiçbirini bırakmayarak ifnâlarında ve gayet süratle onlara göz açtırmayarak idamlarında ve onlara nefes aldırmayarak meşakkatle çalıştırmalarında ve hiçbirini rahatta bırakmayarak musibetlerle tağyirlerinde ve hiçbirini müstesna etmeyerek öldürmelerinde ve hiçbiri durmayarak zevallerinde ve hiçbiri memnun olmayarak firaklarında hangi merhamet etme.">şefkat ve merhamet var, hangi hikmet ve maslahat bulunur, hangi lütuf ve merhamet yerleşebilir?
Elcevap: Dâi ve muktazîyi gösteren beş Remizle ve gayeleri ve faydaları gösteren beş İşaretle şu suali halleden çok geniş ve çok derin ve çok yüksek olan hakikat-i uzmâya uzaktan uzağa baktırmaya çalışacağız.

Allah dilediğini yapar ve dilediği gibi hükmeder.

Lügat Sözlük

ÂŞIK - Çok aşırı seven, şiddetli muhabbet besleyen.

BES - Yeter, yeterli.

DÂÎ - Duâ eden, duâcı, sebep, illet; çağıran.

EŞCAR - Ağaçlar.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAYET - Çok, pek çok.

HAKÎM - Herşeyi gaye ve faydalarla yaratan Allah.

HÂKİM - Hükmeden, hâkimiyet sahibi.

HAYVANÂT - Hayvanlar.

HİKMET - Felsefe, ilim; gayeli olma, faydalılık.

İKTİZÂ - Gerekme, gerektirme, lazım gelme, işe yarama, icab etme.

LÜTUF - Güzellik, hoşluk, iyilik, ihsan.

MASLAHAT - Fayda, maksat, keyfiyet.

MASLAHATKÂRÂNE - Sulh ve barış içinde; işe ve maksada uygun şekilde.

MERHAMET - Acımak, şefkat göstermek; korumak, iyilik etmek; esirgemek.

MEVT - Ölüm; hayatın sona ermesi.

MUHABBETTARÂNE - Sevgi besleyerek, muhabbetle; muhabbete yaraşır şekilde.

MUSÎBET - Belâ, felâket, hastalık, dert, sıkıntı, ezâ, başa gelen acı durumlar.

MÜŞTAK - Arzulu, fazla istekli, iştiyak gösteren.

MÜSTESNÂ - Ayrı muâmeleye tâbî tutulan, kaide dışı bırakılmış olan.

MÜTEMÂDİYEN - Aralıksız, durmadan, devamlı sûrette.

MÜTHİŞ - Dehşet veren, korkutan.

MUVAHHİŞ - Vahşet veren; korkutup ürküten.

NÂZENİN - İnce, nâzik, latîf, nazlı.

NÂZİK - Nezâketli, terbiyeli, zarif, ince, dayanıksız; ehemmiyet verilmesi gereken; tehlikeli özellik.

NEBÂTÂT - Bitkiler.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

ŞEFKAT - Karşılıksız, samimi sevgi besleme; başkasının kederiyle alâkalı olma, acıyarak merhamet etme.

ŞEFKATPERVERÂNE - Çok şefkat sâhibi.

TALTİF - İltifat etmek. Gönül almak. Yumuşatmak.

TEDBÎR - İdâre etme, evirip çevirme.

TERBİYE - Beslemek, yetiştirmek, büyütmek.

TEVFÎK - Allah`ın yardımı, başarılı kılması.

ZÎHAYAT - Hayat sahibi, canlılar.