Mektubat - Bu Mektup On İki Sene Evvel Yazılmış

Gösterim

küçült - kapat X

[Bu mektup, on iki sene evvel yazılmış ve Sikke-i Tasdik-ı Gaybî mecmuasında dercedilmiş bir mektupdan bir parçadır.]
Risale-i Nur’un bu vatan ve millete kazandırdığı büyük ve çok mukaddes iki neticeyi beyan etmesi, filhakika aynen bu iki neticenin tezahürü bu memlekette ve Âlem-i İslâmda görülmüş olması dolayısıyla bu mektup çok ehemmiyetlidir.

Risale-i Nur, bu mübarek vatanın mânevî bir hâlâskârı olmak cihetiyle; şimdi iki dehşetli mânevî belâyı defetmek için matbuat Âlemi ile tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.
O dehşetli belâdan birisi: Hıristiyan dinini mağlûp eden ve anarşiliği yetiştiren şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı bu vatanı mânevî istilâsına karşı Risale-i Nur bir sedd-i zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’ânî vazifesini görebilir.
İkincisi: Âlem-i İslâm’ın bu mübarek vatanın ahâlisine karşı pek şiddetli itiraz ve ittihamlarını izâle etmek için matbuat lisanıyla konuşmak lâzım gelmiş diye kalbime ihtar edildi.
Ben dünyanın hâlini bilmiyorum, fakat Avrupa’da istilâkârane hükmeden ve edyân-ı semâviyeye dayanmayan dehşetli cereyanın istilâsına karşı Risale-i Nur hakikatları bir kal’a olduğu gibi, Âlem-i İslâm’ın ve Asya kıtasının hâl-i hazırdaki itiraz ve ittihamını izâle ve eskideki muhabbet ve uhuvvetini iade etmeye vesile olan bir mu’cize-i Kur’âniyedir.
Bu memleketin vatanperver siyasîleri çabuk aklını başına alıp Risale-i Nur’u tab’ederek resmen neşretmeleri lâzımdır ki, bu iki belâya karşı siper olsun.
Acaba bu yirmi sene zarfında imân-ı tahkikîyi pek kuvvetli bir surette bu vatanda neşreden Risale-i Nur olmasaydı; bu dehşetli asırda, acip inkılâp ve infilâklarda bu mübarek vatan, Kur’ân’ını ve imanını dehşetli sadmelerden tam muhafaza edebilir miydi?
Said Nursî

Lügat Sözlük

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FİLHAKİKA - Hakikatte, işin doğrusu.

GAYBÎ - Gaybe âit ve onunla ilgili; hazırda olmayan, görünmeyenlere âit; âhirete âit.

İHTAR - Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.

İNKILÂP - Bir halden diğer bir hâle geçme; değişme, köklü değişim.

İSTİLÂKÂRÂNE - İstilâ ederek, yayılarak.

İTİRAZ - Kabul etmediğini belirtme, karşı çıkma.

İZÂLE - Ortadan kaldırma, yok etme.

MAĞLÛP - Yenilen.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MATBUÂT - Basın-yayın dünyası; matbaalar.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUHABBET - Sevgi, sevmek.

MUHÂFAZA - Korumak.

MUKADDES - Kudsî, temiz, pâk, ârî.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SİPER - Arkasında saklanılan şey. Sığınak.

VATANPERVER - Vatansever.

VESÎLE - Sebep, vasıta, fırsat, bahane.

ZÜLKARNEYN - Doğudan Batıya hükmeden büyük bir hükümdarın yaptırdığı dağ büyüklüğünde ve kuvvetindeki sed, kale.