Mektubat - Hakikat Işıkları

Gösterim

küçült - kapat X
Hakikat Işıkları

Herkes bilmez gökte ne var,
Görür onu göz sahibi.
Parıldıyor güneş kadar,
Hakîkati umman gibi.
İster gönül elbet huzur,
Âhir demde etmiş zuhur,
Âlemlere doğmuş o nur,
Gökten inen ferman gibi.
Ferdiyeti elhak ayân,
Odur gönüllere sultân,
Var mı bilmem ulu bürhân,
Bu bediüzzaman gibi.
Lisânından saçılır nur,
Cinnî okur, insan okur,
Hûr-u Cennet işte bu "Nur"
Gönüllerde cânân gibi.
Âhirzaman esrârını,
İhbâr-ı gayb envârını,
Attı Âlem ekdârını,
Doğdu Şems-i tâban gibi.
Semâvâttan rahmet indi,
Akan göz yaşları dindi,
küfr ü dalÂl yıldı, sindi,
Görünmeyen şeytan gibi.
Söndü hâin faÂliyet
Yıkıldı o deccÂliyet,
Halâs buldu İslâmiyet,
Tahta çıkan hâkan gibi.

Lügat Sözlük

ÂHİR - Son.

ALEM - Bayrak, işaret, nişan.

ÂLEM - Dünya, kâinat,evren.

AYÂN - Ortada, açıkta, belli.

BEDİÜZZAMAN - Zamanın eşsiz güzeli.

BÜRHAN - Birşeyi ispatlamak için kullanılan kesin delil, ispat vâsıtası.

CÂNÂN - Sevgili.

CİNNÎ - Cinlere âit ve onlarla ilgili.

DALÂL - Sapıklık. Doğrudan, îmân ve İslâmiyet yolundan sapmak.

ELHAK - Doğru, gerçek.

FERMÂN - Emir, buyruk, tebliğ.

GAYB - Gizli olan, görünmeyen.

HÂİN - Hıyânet eden. İyiliğe kötülükle karşılık veren.

HAKİKAT - Gerçek.

HALÂS - Kurtulma, kurtuluş.

HUZUR - Allah`ın her an yanında olduğunu ve herşeyi bildiğini hissetme ve yaşama hâli. Gönül ferahlığı.

İNDÎ - Şahsî, keyfî. Kendine göre.

KÜFR - Îmânsızlık, Allah`a inanmamak, hakkı kabul etmemek.

RAHMET - Şefkat etmek, merhamet etmek, esirgemek.

SULTAN - Hükümdar, saltanat sahibi.

Ü - ve.

UMMAN - Deniz, derya, okyanus.

ZUHUR - Ortaya çıkma, meydana çıkma, başgösterme.