Mektubat - Yedinci Mektup

Gösterim

küçült - kapat X
YEDİNCİ MEKTUP

-1-

-2-

Aziz kardeşlerim,

Bana söylemek üzere Şamlı Hâfıza iki şey demişsiniz:

Birincisi: "Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın Zeyneb’i tezevvücünü, eski zaman münafıkları gibi yeni zamanın ehl-i dalâleti dahi medar-ı tenkit buluyorlar; nefsanî, şehevânî telâkki ediyorlar" diyorsunuz.

Elcevap: Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! O dâmen-i muallâya şöyle pest şübehâtın eli yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk yaşına kadar, hararet-i gariziyenin galeyanı hengâmında ve hevesât-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemâl-i iffet ve tamam-ı ismetle Haticetü’l-Kübrâ (r.a.) gibi ihtiyarca birtek kadınla iktifa ve kanaat eden bir zâtın, kırktan sonra, yani hararet-i gariziye tevakkufu hengâmında ve hevesât-ı nefsâniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivaç ve tezevvücâtı, bizzarure ve bilbedâhe, nefsanî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu, zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir.

O hikmetlerden birisi şudur ki: Zât-ı Risaletin akvâli gibi, ef’al ve ahvâli ve etvar ve harekâtı dahi menâbi-i din ve şeriattır ve ahkâmın mehazlarıdır. Şıkk-ı zâhirîsine Sahabeler hamele oldukları gibi, hususî dairesindeki mahfî ahvâlâtından tezahür eden esrar-ı din ve ahkâm-ı şeriatın hameleleri ve râvileri de ezvâc-ı tâhirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir. esrar ve ahkâm-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azîm vazifeye, birçok ve meşrepçe muhtelif ezvâc-ı tâhirat lâzımdır.



1- Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.

2- Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi ebediyen üzerinize olsun.

Lügat Sözlük

AZÎM - Büyük.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BES - Yeter, yeterli.

BİLBEDÂHE - Açıklıkla, açıktan, meydanda olarak, besbelli, ap açık bir şekilde.

BİLFİİL - Bizzat kendi çalışması ile; kendi yaparak.

BİZZARÛRE - Kesinlikle, zarûri olarak, mecburî olarak.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

ESRÂR - Gizli sırlar.

EŞRAR - Şerliler, kötülük edenler.

ETVÂR - Tavırlar, davranışlar; yaşayış biçim ve tarzları.

HAMD - Allah`a hamd etme; Onu övme,medhetme, şükür.

HAMELE - Taşıyan, yüklenen, üzerine alan.

HÂŞÂ - Aslâ, katiyen, öyle değil, Allah korusun.

HUSUSÎ - Özel.

ÎFÂ - Yerine getirme; yapma.

İFFET - Nâmus, temizlik, helâle râzı olup haramdan kaçınmak.

İKTİFÂ - Yeterli bulma, yetinme.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

İZDİVAÇ - Çift olmak, birbirine eş olmak. Evlilik.

KANAAT - Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek, kısmetine râzı olmak; inanç.

MAHFÎ - Gizli.

MUHTELİF - Çeşitli. Farklı.

NEFSÂNÎ - Nefsin hoşlandıkları, nefse ait.

PEST - Alçak, aşağı.

ŞEHEVÂNÎ - Şehvetle, nefsânî arzularla alâkalı.

SUDÛR - Çıkma, meydana gelme, sâdır olma.

TELÂKKÎ - Anlama, anlayış, kabul etme.

TESBİH - Allah`ın zâtında, sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.

TEŞBİH - Benzetmek, benzetilmek; benzetiş.

TEZÂHÜR - Görünme, belirme, ortaya çıkma.

ZERRE - Maddenin en küçük parçası, molekül. Risâle ismi.