Lemalar - On Dördüncü Lem´a

Gösterim

küçült - kapat X
ON DÖRDÜNCÜ LEM’A

İki Makamdır. Birinci Makamı, iki sualin cevabıdır.


-1-

Aziz, sıddık kardeşim Refet Bey,

Sevr ve hût’a dair sorduğun sualin bazı risalelerde cevabı vardır. O nevi suallere göre cevap, Yirmi Dördüncü Sözün Üçüncü Dalında "On İki Asıl" namıyla on iki kaide-i mühimme beyan edilmiştir. O kaideler ehâdis-i Nebeviyeye dair muhtelif tevilâta dair birer mihenktirler ve ehâdise gelen evhâmı def edecek mühim esaslardır. maatteessüf şimdilik sünuhattan başka ilmî mesâille iştigalime mâni bazı haller var. Onun için, sualinize göre cevap veremiyorum. Eğer sünuhat-ı kalbiye olsa, bilmecburiye meşgul oluyorum. Bazı sualler sünuhata tevafuk ettiği için cevap verilir; gücenmeyiniz. Onun için, herbir sualinize lâyıkınca cevap veremiyorum. Haydi, bu defaki sualinize kısa bir cevap vereyim.

Bu defaki sualinizde diyorsunuz ki: "Hocalar diyorlar: arz öküz ve balık üstünde duruyor. Halbuki arz, muallâkta bir yıldız gibi gezdiğini coğrafya görüyor. Ne öküz var, ne de balık!"

Elcevap: İbni Abbas (r.a.) gibi zatlara isnad edilen sahih bir rivayet var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan sormuşlar:"Dünya ne üstündedir?" ferman etmiş: -2-

Bir rivayette, bir defa -3- demiş, diğer defada -4- demiştir. Muhaddislerin bir kısmı, İsrailiyattan alınma ve eskiden beri nakledilen hurafevâri hikâyelere bu hadisi tatbik etmişler. hususan Benî İsrail âlimlerinin Müslüman olanlarından bir kısmı, kütüb-ü sabıkada sevr ve hût hakkında gördükleri hikâyeleri hadise tatbik edip, hadisin mânâsını acip bir tarza çevirmişler. Şimdilik bu sualinize dair gayet mücmel Üç Esas ve Üç vecih söylenecek.



1- Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Selâm, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

2- Dünya, öküz ve balığın üzerindedir.

3- Öküz üzerindedir.

4- Balık üzerindedir.

Lügat Sözlük

ARZ - Yer, dünya; sunma, takdim etme.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BİLMECBURİYE - Mecbur kalarak, mecburen, zorunlu olarak.

CEVABÎ - Cevap olarak. Cevap mahiyetinde.

DÂİR - Ait, ilgili.

DEF - Uzaklaştırma, itme, kovma.

FERMÂN - Emir, buyruk, tebliğ.

GAYET - Çok, pek çok.

HÂDİSE - Olay.

HAMD - Allah`a hamd etme; Onu övme,medhetme, şükür.

HURÂFEVÂRİ - Uydurulmuş hikâye gibi. Saçmalayarak.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

HUT - Balık.

İBNİ - Oğlu.

İLMÎ - İlme âit ve ilimle ilgili; ilme uygun.

İSNAD - Dayandırma, mal etme.

MAATTEESSÜF - Üzülerek; üzüntüyle ifâde etmek gerekir ki.; yazıklar, teessüfler olsun; ne yazık ki.

MÂNİ - Engel.

MÜCMEL - Kısa, öz, muhtasar, sözü az mânâsı çok.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUHTELİF - Çeşitli. Farklı.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

RİVÂYET - Peygamberimizden işittiklerini veya Sahabeden duyduklarını, birisinin başkasına anlatması.

SAHİH - Doğru, kusursuz, şüphesiz.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

SEVR - Öküz.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

TATBİK - Yerine getirme, îfâ etme.

TESBİH - Allah`ın zâtında, sıfatında ve fiillerinde bütün noksanlardan uzak olduğunu ifâde etmek.

TEŞBİH - Benzetmek, benzetilmek; benzetiş.

TEVÂFUK - Uygunluk, rastlama, aynı zamanda bulunma.

VECİH - Cihet, yön, taraf, cephe, tarz, şekil, sebep.